29/03/12

Hatıralarımız ve Hafızamız...

Artık biliyorum; yaşlı teyzelerin, yaşlı amcaların, ziyaret ettiğimde, gelişimden neden çok çok mutlu olduklarını, neden yüzlerini bir anda çocuksu gülümseme ile karışık coşkunun kapladığını !  Dün akşam evimin ilk misafiri geldi ! Hem de ansızın, eski usül ! Gerçi eski usulde de çoğu zaman "bir maniniz yoksa, akşam annemler size gelecekler" diye evin en küçüğü gönderilir, bir destur alınırdı. Ama bu gelen ansız ve apansız misafirim, alt komşumun tek ve yegane çocukları Seda'ydı. 

Aynı zamanda aile dostumuzun kızları olan Seda, elinde bir defter, kalem ve bloknottan hoyratça çekilip koparılmış olduğu kenarlarından sarkan kağıt parçalarından belli olan 3-5 ayrı defter sayfası ile gelmişti. Hafif ön ve yana eğilerek, yüzünde mahçup gülümseyen bir ifade ile "iyi akşamlar, müsaait misin Şirvan abla?" diyordu...  Üzerimde pembe, heryerinde karikatüre edilmiş minik kedi figürleri olan polar pijamam, koyu pembe hırkam ve ayaklarımda patiklerimle muhteşemdim. 

Televizyonun sesinden ve evde benim dolaşma seslerimden başka bir ses olmayan evimde, haftaiçi iş dönüşü tam da kendimi sermiş ve düşündüğüm tek şeyin TRT 1'deki Seksenler dizisini izlemek ve sonrasında da gidip mışıl mışıl bir uyku çekmek olan ben, yine de başka bir insanın evime gelmesi ile inanılmaz mutlu oldum ki, sormayın gitsin. Kocaman gülümsememle "hoşgeldin canım benim, yok yok dışarda çıkarma, lütfen içeri alalım ayakkabılarını " dedim.

Sanki az önce televizyon ve uyku planı ile çoktan mayışmaya başlamış ben değildim. Bir canlılık, bir hareket ve elbette bir mutluluk geldi bana anlatamam. Ya dedim kendi kendime "demek yolda orda burda gördüğüm, mahalle büyüklerimiz ya da bir şekilde tanıdığım yaşlı, yalnız ve çocukları tarafından kırk yılın başında bir hatırlananlar için, zaman zaman durup yanlarında kısa sıcak sohbetler etmemin veya evlerine kısa da olsa yaptığım ziyaretlerin, anlamı cidden çok büyükmüş ".  Seda'nın gelişi ile mutluluk halimi o yaşlı ve unutulmuş insanlarınkine benzettim. 

Bu arada babaannem anlatır, ki ben zar-zor/hayal-meyal hatırlıyorum: henüz 6-7 yaşlarımda iken babaannemin gözleri görmeyen yaşlı kayınvalidesinin evini süpürür silermişim, onunla zaman geçirir sohbet edermişim. Hatıralarımdaki tek görüntü çalı süpürgesi ile önceden ıslattığım toprakımsı evinin zeminini büyük bir çaba ile süpürüyor olmamdır ne yazık ki! Ta o günlerde belliymişim yani :) Şaka bir yana ama gerçek olan; yaşlılara da en az çocuklar kadar dayanamamdır !

Düşünüyorumda hafıza denilen şey ne kadar nankör ! Yabancı dil öğrenirken, öğretmenlerimizin bize, çok tekrarın unutturmayacağını, öğrendiklerimize süreklilik katacağını söylemelerini keşke hatıralara da yapabilseydik ! Elbette güzel hatıralarımıza ! Oysa ki geçip giden mutlu bir anın, ne yazık ki tekrarı yok ! Aradan geçen uzun yıllar, hatıralarımızı silikleştirse de yaşanmışlıkların ruhumuzda bıraktıkları, hep payımıza düşenin az olduğu ile şikayet bulur. "Ah keşke, şimdiki aklım o zaman olsaydı" deriz, yitip giden anların ve o anları paylaştıklarımızın eskide kalışları ile...

En acıtıcısı ise,  o anı bize veren kişi ya da kişilerle çekilmiş bir tek fotoğrafımızın olmamasıdır. Bir fotoğraf ve onun hikayesi... O fotoğraftan önce olanlar, o fotoğraftan sonra olanlar... 

Karesinin içinde olduğum çok fotoğrafım var, hikayeleri bana ait olan.

Oysa hikayesini özel biri ile beraber yazacağımız bir tek fotoğrafım olsun isterdim. 
Ve asla hatırlamak zorunda olmadan...