Vefakar annelerimize, aziz babalarımıza duyduğumuz gibi....
Nasılsa ne zaman istesek ordalardır !
Dünyanın en kötü insanı olsak, en çekilmez, en huysuzu hatta; yine de severler bizi.
Karşılık beklemeden, hesap kitap yapmadan. Basitçe ve kolayca....
Peki ya Dostluk ? Dost zannettiklerimiz ? Kim kimin daha çok dostudur ?
Biz mi, yoksa "Dost" sıfatı ve değeri yüklediğimiz karşımızdaki ya da karşımızdakiler mi ?
O'nun aramasını beklemeden, merak edip biz arayabiliyorsak;
derdi olduğunda, bunu o söylemeden hayatını uzaktan seyrederek, sıkıntısını biz keşfedebiliyorsak;
iyi gününde diğer arkadaşlarının etrafında birikerek, O'nu neşelendirmesine izin verebiliyor, kötü gününde O'nu yalnız bırakacaklarını bilerek destek olup yanından hiç ayrılmıyorsak;
almayı planladığı her doğru karar da O'nu cesaretlendirip, yüreklendirebiliyor, yanlış yapma arefesinde ise O'na ve dostluğumuza rağmen kırmadan-incitmeden bilmesini ve kendini en yalnız en çaresiz hissettiğinde, bizi aramasını sağlayabiliyorsak; cebimizdeki son parayı, soframızdaki son ekmeği O'nunla bölüşebiliyorsak; yanımızda tamamen kendisi olabiliyorsa, rahat ve huzurlu hissedebiliyorsa; biz... işte o zaman dostuz; dostluk yapıyoruzdur.
Hep ilk adım karşıdan beklenir, çoğu dostluk zannedilen ilişkilerde. "iki gün önce ben aradım, biraz da o arasın ", "hep ben yapıyorum, biraz da o yapsın", "hep ben hep ben yeter artık" türünden düşünmeye başlamışsak, yaşadığımız ve yaşattığımız elbette asla dostluk değildir !
Arkadaşlık da diyemiyorum, zira arkadaşlık da içinde dolu bir ruh barındıran güzel bir ahbaplıktır. Bizim yaşadığımız olsa olsa ancak ve ancak O kişi ile Tanış/Tanışık olmamızdır ! Bir yerlerde, bir vesile ile bir araya gelinmiş; sonrasında da süregelmiş içi boş ve kısa süreliğine boş zamanlarınızda çevrenizde bulunan birkaç önemsiz nefesten başka birşey olamazlar.
Mevlana ile Şems, aklımdan çıkmayan en inanılmaz, en muhteşem dostuk örneği kahramanlarıdır ! "Kahraman" olarak nitelendirmem, Gerçek Dostluk'un karşı cinse duyulan Aşk kadar "cesaret" isteyen bir sıradışılığa, yüreklilik haline sahip olmalarından geliyor. Ve cidden Onların ki Aşk'ın ta kendisi ! Bir "tamamlama" eylemi ile anlam katmak birbirine !
Biz basit insanlar için payımıza düşen ise, burnumuzun önünde duran "gerçek aşk'ları" görmeyip; başımıza Aşk namına ne gelirse gelsin, bir türlü tatmin edilemeyen, o ehlileştirilememiş, olgunlaştırılamamış, yetiştirilememiş ve yetişememiş Benlik Duygu'muzdan dolayı hayatımızın sonuna kadar ya Yeşilçam filmlerindeki aşklarla ya da hayal dünyamızda büyüttüğümüz Varolmayanla oyalanıp, içimizde sonsuz bir Ah taşımamızdır.
Gerçekleşmeyecek ve zor olanın peşinden koşma alışkanlığı insani sayılır ÇİĞ kimliklerde. Feda edilir, o pişerken, Aşk'tan yanan kimse... Zira çoğunluğu temsil eden bir haldir;...ahvaldir başa gelenler !
Aşk'ın her hali, her kimliği acılı da olsa; değer taşımaya !
Aile gibi, Dostluk gibi, hiç gelmese de, O Sevgili gibi !...
Ey Aşk denilen imkansızlık !
Şu cahil aklımla, bir Ahdım kaldı sende !
Allah'a havale ediyorum ettiğinle !...
