06/07/12

Sahici Rüyam

Hani bir rüya görürsünüz. Öyle mutlu öyle mutlu olursunuz ki, hiç bitsin istemezsiniz. Yarı uyanık, yarı uykulu halde iken bile siz uyumayı, hiç uyanmamayı seçersiniz.  İşte o hayalini kurduğunuz ve yakınınızda olmasa da, onu düşünmenin bile yettiği, herşeyin bir dokunuş ya da yanyana olmak olmayan; ruhunuzu görmüş birine rastlamak ise; rüyaların en güzelini görüp, hiç uyanmayı istememek gibidir.
 Ve hani dünya gözüyle rastlayamayacağımız güzel rüyaların büyüsü, sabah uyandığımızda bir süre etkisinde tutar ya bizi ister-istemez ! Güzel birine rastlamak ve onunla iki çift laf konuşup; büyülü dünyasında az da olsa yer almak, bir insanın başına gelebilecek en güzel şeydir.  Teknoloji ve tüm imkanların daha ulaşılır olduğu şimdiki dünyamızda artık bütün kadınlar güzel; erkekler de bir şekilde yakışıklı ve ilgi odağı olabilecek kadar donatabiliyorlar kendilerini. Ortam böyle olunca rekabet ve yetinmezliğin oluşması kaçınılmaz oluyor haliyle. Bu nedenle, ruhumuzu görmek için emek ve zaman harcamaya gönüllü, bizim de ilgimizi çekecek doğru bir karakter var ise karşımız da işte o hayatın altın tepsi ile bize sunduğu en değerli varlığımız olmalıdır kanımca. Ne rüyadır, ne hayaldir, ne de sevgisiz ve aşksız kalmış, kurumuş çöl misali hayatımızda, serin bir vahadır O ! O hakikatin ta kendisidir ! Ve Hakikat hayatta ulaşmamız gereken tek noktadır. O'nu kaybetmemeli, görmezden gelmemeli. Bir hikaye anlatmak istiyorum : Küçük bir kasabada çok güzel bir kız yaşarmış. O kadar güzelmiş ki, kasabanın bütün delikanlıları o kızla evlenmeyi hayal eder ve ilgisini çekmek için ellerinden geleni yaparlarmış. Tüm bu delikanlılardan biri artık kızdan ümidi kesince, oralardan ayrılıp, uzak diyarlara gitmiş. Gel zaman git zaman, bir şekilde yolu kendi eski kasabasına düşünce o kızı sormuş. "Ne oldu, kiminle evlendi" demiş. Sorduğu arkadaşı " kimse ile evlenmedi demiş", "nasıl olur" diye şaşıran eski kasabalı adama, diğeri "gel benimle" demiş, "seni bir yere götüreceğim". Çok güzel güllerle dolu bir bahçenin kapısında durmuşlar.  Adam, "şimdi bu bahçedeki en güzel gülü bana getirmeni istiyorum" demiş. Adam bahçeye girmiş ve tam "işte bu en güzel gül" derken, bir başka gülü görmüş ve ondan vazgeçip, gördüğü diğer güle doğru ilerlemiş, tam onu uzanıp alacakken, ilerde başka ama gerçekten çok güzel bir başka gül görmüş, ve bu böylece tekrar edip durmuş  ta ki kendini bahçenin arka kapısında elleri bomboş bir halde bulana kadar. Adam ne demek istendiğini ve o güzel kızın bu şekilde kimseleri beğenmeyerek hep daha iyisi için bekleyip, tüm hayatı boyunca yapayalnız kalmış olmasına çok üzülmüş.
 Evet gerçekten de bitip tükenmek bilmeyen kişisel ego ve büyük tamahsızlık, büyük kanaatkarsızlık var üstümüzde. Sadece güzel bir rüya görmenin bile, hayatta "gerçek" ve "doğru" olan birine rastlamaktan daha kolay olan günümüzde, süslü bir paketle, süssüz bir paket tarafından yanılgıya uğratılmadan,  muhteviyata bakacak kadar sağlam bir farkındalığa ihtiyacımız var !
 Rüya misali olağandışı olan  birine rastlayarak, onu diğerlerinden ayırt etme yeteneğimiz yoksa eğer, hayatımız boyunca o küçük kasabadaki güzel kızdan beter olacağımız kaçınılmazdır.
 Her sabah ve akşam önünden geçtiğim bir reklam afişinde diyor ki: "En güzel rüya, yaşadığınız rüyadır" ! Her gördüğümde ilk defa okuyormuş hissi veren esasen reklam amaçlı kullanılmış bu felsefi söz üzerine tekrar tekrar düşündüğüm çok olmuştur. Yüzde-yüz katılıyorum. Yaşayıp nefes gibi içinize çekmediğiniz bir güzelliğin varoluşu boşa gitmiş demektir, onu yaşamıyorsanız eğer!.. Zira onu yaşamak, değerini iadeden başka bir şey olmadığı gibi, yaşa-ma-mak ise onu alıp yere atmanın, değersizleştirip ziyan etmekten başka birşey değildir!  Hatta O'nu yok saymaktır !
..........Ve şimdi artık kendi Sahici Rüya'ma uyanmak için uyku zamanı.  
O gelene kadar, sessiz olun, uyandırmayın beni sakın...