26/12/12

Herşey zamanında güzel...

Yaşamda herşeyin bir sırası vardır bence. Sırayı iyi takip edip, size geldiğinde doğru kullanmak gerekir kanımca.  Hep aşktan dem vuruyorum ya hani :  Gönlünüzün o vefalı yari için bilmem kaç yıllarca bekledikten sonra, hala peri masallarına inanmak sırayı size getirmez ! Sırayı bilip ona göre davranmak yetenek, bilgi birikimi ve güçlü bir gönüllülük hali ister.

Bir de"olmayacak duaya amin durumları" var ki konumuzla hiç alakası yok. Sıra gelmiş gibi yapar, duam kabul oldu dersin ama gidenin ardından ellerin böğründe bakıp burnunun direği kırılana kadar ağlarsın. Sonra yetmez O'nu ararsın. Zannedersin ki bu zavallı halini bilse, O'nu ne kadar sevdiğini anlar, sana geri döner. Oysa sıra gibi görünen seferi yitiriyorsundur;  farkında değilsindir yalnızca. 
O'na ulaşmak için bahaneler ararsın, bulamazsın... saçmalarsın... gittikçe daha derine batarsın.... yarattığın dibi olmaz balçıkta derine doğru çekilirsin....  

Sonra zaman geçer, kabul edersin bitişi. Hazmeder,  sindirirsin. Acı da kalmamıştır artık. Hatıralar da silikleşmiştir belki.. Yine de orada bir yerlerde O'nun yaşadığını bilen zihnin sana sürekli oyunlar oynar. Öyle güzel anılar bırakmıştır ki geriye,  ve kağıda kaleme sarılır, dayanamaz, onun için yazarsın : " biliyorum herzaman deli dolu, sevecen, tutkulu bir kadınsın. Şanslı olanlar bunu görebiliyor. Ama benim gibi kendi şansını yerin dibine batıranlar değil... "

Konuyu kişiselleştirmek gerekirse : Ben şahsen, şansın, sıranın kendiliğinden gelmediğini bilmekle beraber; hayatımın hiçbir evresinde, hiçbir durumunda kaderci olmadım. Başıma gelenler de, gelemeyenler de benim eserim ! Benli tüm olumsuzluklarımı, tüm yanlışlarım; işime gelmeyen sonuçları ile tüm evetlerimi, tüm hayırlarımı; hepsini ama hepisini çok seviyorum!  
Hem tüm bunlar değil midir bir dostun dediği gibi "şahsıma münhasır" biri olmalarım; bir de sürekli merhem sürsem de bir türlü geçmeyen o derin yaralarım !

Tüm bu neden ve niteliklerle ben sıramı iyi bilirim.. Bu tıpkı "hissediyorsan doğrudur"a benziyor. Hissediyorum !.... Zira fena halde doğru !... 

Ve herşey zamanında  güzel değil mi?!. İşte O Zaman, tam da Bu Zaman !!!
Meyve hamken yenir mi hiç ? 
Güneş en tepedeyken daha çok ısıtmaz mı? 
Sofradaki tuz, ancak deli gibi açken tatlı gelmez mi ?
Ve aşk ! Ey aşk ! kadri kıymeti bilinmeden gönüle girer mi  ?

Herşey zamanında güzel !
Sıramı savma, aşkı yaşama zamanı için; şimdi gözüm kilitte, kulağım senden gelecek bir seste...






20/12/12

Demek !





Aşkta gurur olmaz derler sevgili

....................Demek aramızda aşk yokmuş





27/11/12

Suçlu Tarih...

Temize çekip kendimi, öyle geldim.
Kapın kilit üstüne kilit. 
Denk düşmedi aşk bize aynı zamanda.
Suçlu ne sensin, ne de ben.....  hiçbirimiziz !
Suçlu katlimize vacip;
Şu herkese bizimle gelen, insafsız tarihimiz...


14/11/12

Şimdi Kaç Kadraj'a Sığar Hikayemiz...

Kadraj 1) Sonra hayıflansan herzamanki gibi, makineni almadığına. Zaman mesela gün-batımı olsa, ufuk kıpkızıl tam istediğin gibi! Üzerinden düğün yapan kuş sürüleri geçse, balık kokan martılara inat. Bu şöleni kaçırdığına kahredip ellerinle kadrajlasan  düğün dansını. 
Kadraj 2) Aklına başka bir fotoğraf düşse. Sarılmışken belimin kıvrımına sen; nefesinle sarhoş ellerinde olsam ben... Bir kere öpsen, sonra bir kez daha uzun uzun. Sonra hepsi birbirinden sıcak olsa diğer tüm öpüşlerinin. Hakkını versen; kıskanmasa bir önceki öpüş, bir sonrakini. 
Kadraj 3) Sonra vazgeçsen gün-batımındaki düğünden ve kafandaki fotoğraftan. "En doğrusunu" yapsan,  arayıp "özledim" desen. İlk otobüse atlayıp gelsen. Ben kanatsız... 
Kadraj 4) Aklıma düşse kavuşmalarımızın arefeleri. Kavuşmaya  kaç gün kaldığını hesaplasan, hesaplatsan. Gülüşsek aramızda... O günü sabırsızlıkla beklesek yine, iki günlük bayram misali.
Kadraj 5) Sonra fikrim şiirlense: Oysa ben hiç sevmedim sevişmeyi bu kadar, Bir çift göze uzun uzun dalmayı sana kadar...
Kadraj 6) Ellerin geliyor aklıma, saçlarımda dolaşan. Öpsem onları, alıp koklayarak yüzüme sürsem. Bir an dört yanımız duvar olsa, saklasa bizi. Sonra kadrajına ve aklımıza takılıyken Gülhane'de kaçamak öpüşen çiftler; şanslı saysak kendimizi. 
Kadraj 7) Umarsız, sakınmasız, saklanmasız sarılsak, sımsıkı delice. Tutkunun, aşkın olduğu; saatlerce günlerce yanyana olmanın yetmediği hallere bürünse ruhumuz. Gözlerimin ta içine bakarak, ne kadar mutlu olduğunu söylesen, “aşkı sorsalar seni gösteririm” desen yine abartarak... Bana yine yalanlar söylesen, seviyorum desen; kollarını kocaman açarak “işte bu kadar” desen... inansam yine... 
Kadraj 8) Kulağımda destursuz bir ayrılık türküsü hiç sebepsiz. Hayra yoramasam bir türlü. 
Kadraj 9) En sonra bir adam;.. senden bile yakışıklı üstelik! Gözlerimde seni görse, "unutamamışsın" dese. "Gözlerin O'ndan bahsettiğinde başka parlıyor" dese.  Ben yalanı denesem, ama olamasa. Bir süre daha esirin kalsam..... 
Kadraj 10) Ve aklım tutulsa. İmzayı da attık ama ya yıkılırsa Beyoğlu Sineması ?! Korkuyorum çok...
Kadraj 11) Sonra uyansam en olmadık şekilde. Gerçek gibi yaşadım desem. Aşkıma hain, düşmanım olsan... Bu kez ben senin fotoğrafını çeksem. En iki yüzlü halinle,  fiyakalı bir poz versen !
Kadraj 12) Unutmanın yollarını anlatsalar... Öğütleri birbir uygulasam,  daha önce hiç acı çekmemiş acemi aşık misali !.... anlayış göstersem. sevsem kendimi. Özellikle de bu tatlı halimi...
Kadraj 13 ) Ellerim asi, ellerim sözdinlemez, çok aşık sana; bir türlü gitmez, yerinden etmek için fotoğrafını cüzdanımdan.
Kadraj 14) İkna etsem kendimi yarının yepyeni bir gün olduğuna. Yenilenmenin, yeniden başlamanın güzel yanlarını tekrar etsem içimden... heveslensem. O senden daha yakışıklı genç adamı arasam...
Kadraj 15) Saçlarımı tarayıp, tırnaklarımı boyasam, şöyle en kırmızısından hem de ! En minisinden bir etek giysem. Bir de o çok sevdiğim blazer ceketi.... Sonra bir cesaret gezdiğimiz yollarda yürüsem.  Bu kez aynı yerde karşıma çıkmasan…
Kadraj 16) Sıraya girsem, hizaya gelsem.... Yola gelsem !
Kadraj 17)  Aşk sofrasında, en tuzak yer bana kalsa ! beraber yesek içsek; ama hesabı bana kessek!
Kadraj 18) Kime? demeden aşık olabilen "sevme yetime" ve bendeki  kadına selam versek !
Kadraj 19) Öyleyse hey şipşakçı ! Çek bu en güzel halimi !..








07/11/12

Sağalır mı Yitik Parçayla, Eksik Beden ?


Zamansız ölümlerin acısı var sanki üzerimde.
Oysa kestirip koparırsam biter sanmıştım.
Eksik kalmış bedende, yitik parçayla, sağalır mı yaram, hiç bilmem!...

Ne çok zamanlar geçti eksik ve yitik...
Ne çok yaralar kazandık, yürek savaşlarından onurumuzla, başımız dimdik!
Kör, topal, hatta kan revan içinde, acıyorken heryerimiz; ne çok dayandık; halimiz meclisce bilindik!

Ve ne fena hiç yaralan-ma-mışın, yaralanmışla alay etmesi.
Gözlerinin içine baka baka kahkahalarla gülmesi !
Acıyı tanımayan yüreğin payına hep aşk düşmesi, ne fena !
Ne fena güzel kalbime hep acı inmesi !

Ey kalbim ! en iyi arkadaşım !  iyi ki incitmek nedir hiç bilmezsin sen.
Özü, tavrı doğru kalbim ! Güzel dostum !
Söyle sağalır mı yitik sevda ile eksik bu beden?
Varsın olsun kalbimize bassın basan ! Utansın bize bunu yapan !







04/11/12

Beddua

Aşk sahteciliğin diğer adı, gerçeğin düşmanıdır
Aşk yakınmış gibi yapıp, elinin uzanamadığı yerde olandır.

Karanlıktır hiç aydınlanmayan.
İki yüzlüdür, arkandan vuran.

Yalanın en büyüğü; düşene kalleş bir çelmedir Aşk.

Geceleri uykusuz; gündüzleri ise dalıp dalıp gitmektir.
Aşk, yüreğini göğüs kafesinden parçalayarak çıkaran celladın silahı,
Onun peşinden koşanları, tuzakları ile av yapandır.

Aşk, zalimdir; Şeytanınsa yoldaşıdır.
Bile bile ateşe yürümek,
Hiç düşünmeden, kendini ona kurban etmektir.
Ellerinde oyuncak olmak, sonra yüreğinin üzerine basıp gitmesi halidir.

Aşk varmış gibi yapıp, aslında hiç yok olandır
Seraptır Hayalci Bir Kalp'te
Susamış dudaklarda, çöl sıcağı ile kavrulmaktır.

Karda boranda, evsiz barksız kalmaktır Aşk.

Çocuksu bir heveste, masumiyetin kandırılmasıdır.
Aşk yüzüne güler gibi yapıp, en zayıf anında ağır bir tokat atandır.
Sarsılmak, dengeyi bir türlü bulamamaktır.

Aşk, canın yansa da, mengenelerle sıkışmışken, acıyı sevmektir.
Öyle bir ana gelmektir ki Aşk, duygusuz, sevgisiz, inançsız kalmaktır.

Aşk; aşkın zehiri, yavaş yavaş ölüm halidir.
Yalnız olmaktır..
Yalnızlığı seçmektir

Küskünlükle kendine ceza vermek,
En siyah gecelere mahkum olmaktır.
Aşk en deli halin, en bilinçsiz, kör yönündür.
Koynuna aldığın soğuk bir yılandır.

Aşk, yönü-yolu şaşırmak, hedeften sapmaktır

İncitir, kırar, döker; canını okur,
Gözünün yaşına bakmaz Aşk, çeker gider...  hiç olur !

Şimdi Tek Bedduam Sana,
Hep Aşık Yaşa Bana...







06/07/12

Sahici Rüyam

Hani bir rüya görürsünüz. Öyle mutlu öyle mutlu olursunuz ki, hiç bitsin istemezsiniz. Yarı uyanık, yarı uykulu halde iken bile siz uyumayı, hiç uyanmamayı seçersiniz.  İşte o hayalini kurduğunuz ve yakınınızda olmasa da, onu düşünmenin bile yettiği, herşeyin bir dokunuş ya da yanyana olmak olmayan; ruhunuzu görmüş birine rastlamak ise; rüyaların en güzelini görüp, hiç uyanmayı istememek gibidir.
 Ve hani dünya gözüyle rastlayamayacağımız güzel rüyaların büyüsü, sabah uyandığımızda bir süre etkisinde tutar ya bizi ister-istemez ! Güzel birine rastlamak ve onunla iki çift laf konuşup; büyülü dünyasında az da olsa yer almak, bir insanın başına gelebilecek en güzel şeydir.  Teknoloji ve tüm imkanların daha ulaşılır olduğu şimdiki dünyamızda artık bütün kadınlar güzel; erkekler de bir şekilde yakışıklı ve ilgi odağı olabilecek kadar donatabiliyorlar kendilerini. Ortam böyle olunca rekabet ve yetinmezliğin oluşması kaçınılmaz oluyor haliyle. Bu nedenle, ruhumuzu görmek için emek ve zaman harcamaya gönüllü, bizim de ilgimizi çekecek doğru bir karakter var ise karşımız da işte o hayatın altın tepsi ile bize sunduğu en değerli varlığımız olmalıdır kanımca. Ne rüyadır, ne hayaldir, ne de sevgisiz ve aşksız kalmış, kurumuş çöl misali hayatımızda, serin bir vahadır O ! O hakikatin ta kendisidir ! Ve Hakikat hayatta ulaşmamız gereken tek noktadır. O'nu kaybetmemeli, görmezden gelmemeli. Bir hikaye anlatmak istiyorum : Küçük bir kasabada çok güzel bir kız yaşarmış. O kadar güzelmiş ki, kasabanın bütün delikanlıları o kızla evlenmeyi hayal eder ve ilgisini çekmek için ellerinden geleni yaparlarmış. Tüm bu delikanlılardan biri artık kızdan ümidi kesince, oralardan ayrılıp, uzak diyarlara gitmiş. Gel zaman git zaman, bir şekilde yolu kendi eski kasabasına düşünce o kızı sormuş. "Ne oldu, kiminle evlendi" demiş. Sorduğu arkadaşı " kimse ile evlenmedi demiş", "nasıl olur" diye şaşıran eski kasabalı adama, diğeri "gel benimle" demiş, "seni bir yere götüreceğim". Çok güzel güllerle dolu bir bahçenin kapısında durmuşlar.  Adam, "şimdi bu bahçedeki en güzel gülü bana getirmeni istiyorum" demiş. Adam bahçeye girmiş ve tam "işte bu en güzel gül" derken, bir başka gülü görmüş ve ondan vazgeçip, gördüğü diğer güle doğru ilerlemiş, tam onu uzanıp alacakken, ilerde başka ama gerçekten çok güzel bir başka gül görmüş, ve bu böylece tekrar edip durmuş  ta ki kendini bahçenin arka kapısında elleri bomboş bir halde bulana kadar. Adam ne demek istendiğini ve o güzel kızın bu şekilde kimseleri beğenmeyerek hep daha iyisi için bekleyip, tüm hayatı boyunca yapayalnız kalmış olmasına çok üzülmüş.
 Evet gerçekten de bitip tükenmek bilmeyen kişisel ego ve büyük tamahsızlık, büyük kanaatkarsızlık var üstümüzde. Sadece güzel bir rüya görmenin bile, hayatta "gerçek" ve "doğru" olan birine rastlamaktan daha kolay olan günümüzde, süslü bir paketle, süssüz bir paket tarafından yanılgıya uğratılmadan,  muhteviyata bakacak kadar sağlam bir farkındalığa ihtiyacımız var !
 Rüya misali olağandışı olan  birine rastlayarak, onu diğerlerinden ayırt etme yeteneğimiz yoksa eğer, hayatımız boyunca o küçük kasabadaki güzel kızdan beter olacağımız kaçınılmazdır.
 Her sabah ve akşam önünden geçtiğim bir reklam afişinde diyor ki: "En güzel rüya, yaşadığınız rüyadır" ! Her gördüğümde ilk defa okuyormuş hissi veren esasen reklam amaçlı kullanılmış bu felsefi söz üzerine tekrar tekrar düşündüğüm çok olmuştur. Yüzde-yüz katılıyorum. Yaşayıp nefes gibi içinize çekmediğiniz bir güzelliğin varoluşu boşa gitmiş demektir, onu yaşamıyorsanız eğer!.. Zira onu yaşamak, değerini iadeden başka bir şey olmadığı gibi, yaşa-ma-mak ise onu alıp yere atmanın, değersizleştirip ziyan etmekten başka birşey değildir!  Hatta O'nu yok saymaktır !
..........Ve şimdi artık kendi Sahici Rüya'ma uyanmak için uyku zamanı.  
O gelene kadar, sessiz olun, uyandırmayın beni sakın...
 
 
 
 

14/06/12

Bilmedin Kadrimi Yar (şarkı)

GEL ME DİN BİR KE RE  ( 6 hece )

DÖN ME DİN GE Rİ YE ( 6 hece )
BEK LET TİN BOŞ YE RE YAR ( 7 hece )

BİL ME DİN KAD Rİ Mİ ( 6 hece )
SEV ME DİN HİÇ BE Nİ ( 6 hece )
DÖN ME DİN GE Rİ YE YAR ( 7 hece )

YAR BE Nİ BI RAK TIN ( 6 hece )
NE LE RE KAT LAN DIM ( 6 hece )
SEN SİZ Vİ RA NE YİM YAR ( 7 hece )

TUT MA DIN E Lİ Mİ ( 6 hece )
SAR MA DIN BE Lİ Mİ ( 6 hece )
BİL ME DİN KAD Rİ Mİ YAR ( 7 hece )



Oy sa söz ver miş tin Ge le cek tin    ( 10 hece ) 
Sev di ği ni di ye cek tin    ( 8 hece )
El le ri mi el le rin le    ( 8 hece )
Göz le ri mi Göz le rin le    ( 8 hece )
se ve cek tin ge le cek tin    ( 8 hece )
Sev di ği ni di ye cek tin     ( 8 hece )
GEL ME DİN BİR KE RE  ( 6 hece )

DÖN ME DİN GE Rİ YE ( 6 hece )
BEK LET TİN BOŞ YE RE YAR ( 7 hece )

BİL ME DİN KAD Rİ Mİ ( 6 hece )
VER ME DİN SEV Gİ Nİ YAR ( 7 hece )

SEV ME DİN HİÇ BE Nİ ( 6 hece )
DÖN ME DİN GE Rİ YE YAR ( 7 hece )

YAR BE Nİ BI RAK TIN ( 6 hece )
NE LE RE KAT LAN DIM ( 6 hece )
SEN SİZ Vİ RA NE YİM YAR ( 7 hece )

TUT MA DIN E Lİ Mİ ( 6 hece )
SAR MA DIN BE Lİ Mİ ( 6 hece )
BİL ME DİN KAD Rİ Mİ YAR ( 7 hece )


05/05/12

Çiçekler

Ben elimde kalem

Can sıkıntısından

Karalama yaparken bile

Çiçekler çizerim


 

Kötülüğe ne aklım işler

Ne elim gider

En çok çiçekler çizer

En çok çiçekler derer

04/04/12

Bile bile...

çok yaşlıydı
çok yavaştı
ölesiye yorgundu birde.
rengi solmuş fotoğrafı
tuttu titreyen elleri ile...
anlattı ince sesiyle, ne çok özlediğini
sonra öptü usulca... kırmadan, incitmeden
gözleri puslu, gözleri buğulu; baktı uzaklara
onu ilk gördüğü anı hatırlamaya çalışarak
beraber geçirilen bir ömrün hergününe şükredecekti aslında
bir kez değseydi gözleri gözlerine,
bir kez karışsaydı sıcağı, sıcağına..
oysa ne O geri adım attı, ne de Bakışını Bilmediği ...
Yitirilmiş bir mutluluğun faili idiler
Şimdi "O" nerede bilmeden, bir ömür geçirdiler
Unutmadılar, unutamadılar...
Hayatın insana "bir" olma şansını her zaman vermediğini bile bile 
Aşk yerine, gururu seçtiler... Yalnızlığa gittiler...
Ve hep orada  kaldılar ...






29/03/12

Hatıralarımız ve Hafızamız...

Artık biliyorum; yaşlı teyzelerin, yaşlı amcaların, ziyaret ettiğimde, gelişimden neden çok çok mutlu olduklarını, neden yüzlerini bir anda çocuksu gülümseme ile karışık coşkunun kapladığını !  Dün akşam evimin ilk misafiri geldi ! Hem de ansızın, eski usül ! Gerçi eski usulde de çoğu zaman "bir maniniz yoksa, akşam annemler size gelecekler" diye evin en küçüğü gönderilir, bir destur alınırdı. Ama bu gelen ansız ve apansız misafirim, alt komşumun tek ve yegane çocukları Seda'ydı. 

Aynı zamanda aile dostumuzun kızları olan Seda, elinde bir defter, kalem ve bloknottan hoyratça çekilip koparılmış olduğu kenarlarından sarkan kağıt parçalarından belli olan 3-5 ayrı defter sayfası ile gelmişti. Hafif ön ve yana eğilerek, yüzünde mahçup gülümseyen bir ifade ile "iyi akşamlar, müsaait misin Şirvan abla?" diyordu...  Üzerimde pembe, heryerinde karikatüre edilmiş minik kedi figürleri olan polar pijamam, koyu pembe hırkam ve ayaklarımda patiklerimle muhteşemdim. 

Televizyonun sesinden ve evde benim dolaşma seslerimden başka bir ses olmayan evimde, haftaiçi iş dönüşü tam da kendimi sermiş ve düşündüğüm tek şeyin TRT 1'deki Seksenler dizisini izlemek ve sonrasında da gidip mışıl mışıl bir uyku çekmek olan ben, yine de başka bir insanın evime gelmesi ile inanılmaz mutlu oldum ki, sormayın gitsin. Kocaman gülümsememle "hoşgeldin canım benim, yok yok dışarda çıkarma, lütfen içeri alalım ayakkabılarını " dedim.

Sanki az önce televizyon ve uyku planı ile çoktan mayışmaya başlamış ben değildim. Bir canlılık, bir hareket ve elbette bir mutluluk geldi bana anlatamam. Ya dedim kendi kendime "demek yolda orda burda gördüğüm, mahalle büyüklerimiz ya da bir şekilde tanıdığım yaşlı, yalnız ve çocukları tarafından kırk yılın başında bir hatırlananlar için, zaman zaman durup yanlarında kısa sıcak sohbetler etmemin veya evlerine kısa da olsa yaptığım ziyaretlerin, anlamı cidden çok büyükmüş ".  Seda'nın gelişi ile mutluluk halimi o yaşlı ve unutulmuş insanlarınkine benzettim. 

Bu arada babaannem anlatır, ki ben zar-zor/hayal-meyal hatırlıyorum: henüz 6-7 yaşlarımda iken babaannemin gözleri görmeyen yaşlı kayınvalidesinin evini süpürür silermişim, onunla zaman geçirir sohbet edermişim. Hatıralarımdaki tek görüntü çalı süpürgesi ile önceden ıslattığım toprakımsı evinin zeminini büyük bir çaba ile süpürüyor olmamdır ne yazık ki! Ta o günlerde belliymişim yani :) Şaka bir yana ama gerçek olan; yaşlılara da en az çocuklar kadar dayanamamdır !

Düşünüyorumda hafıza denilen şey ne kadar nankör ! Yabancı dil öğrenirken, öğretmenlerimizin bize, çok tekrarın unutturmayacağını, öğrendiklerimize süreklilik katacağını söylemelerini keşke hatıralara da yapabilseydik ! Elbette güzel hatıralarımıza ! Oysa ki geçip giden mutlu bir anın, ne yazık ki tekrarı yok ! Aradan geçen uzun yıllar, hatıralarımızı silikleştirse de yaşanmışlıkların ruhumuzda bıraktıkları, hep payımıza düşenin az olduğu ile şikayet bulur. "Ah keşke, şimdiki aklım o zaman olsaydı" deriz, yitip giden anların ve o anları paylaştıklarımızın eskide kalışları ile...

En acıtıcısı ise,  o anı bize veren kişi ya da kişilerle çekilmiş bir tek fotoğrafımızın olmamasıdır. Bir fotoğraf ve onun hikayesi... O fotoğraftan önce olanlar, o fotoğraftan sonra olanlar... 

Karesinin içinde olduğum çok fotoğrafım var, hikayeleri bana ait olan.

Oysa hikayesini özel biri ile beraber yazacağımız bir tek fotoğrafım olsun isterdim. 
Ve asla hatırlamak zorunda olmadan... 







22/02/12

Hakkımda

Her sabah yeni bir umutla uyanan; her gece kimsenin namusu, onuru, haysiyeti ve gururu ile oynamadığı için huzurla başını yastığa koyan ve deliksiz bir uyku çeken!.

Yaşamın; bireyin kendi Manasını bulmada büyük bir fırsat olduğunun farkında olan;
geleceğe dair hayalleri ve umutları hiç tükenmeyen, hayata sıkı sıkıya bağlı, yaşam enerjisi Aşk’la beslenen; ama ölümden sonrasını da merakla bekleyen;
yaptıkları ile Var Oluşu’na anlam katmaya çalışan, yapmadıkları ile de kendisiyle övünen; dil, din, ırk, mezhep gözetmeksizin insan sevgisi ile dolu; milliyetçilikten uzak, global birliğe ve barışa inanan;
ülkeler arasındaki hudutları Devletlerin kanla çizdiğinin bilincine sahip ve buna inat o büyük Enerji(siz ona Allah diyorsunuz) tarafından, nimetleri ile beraber dünyanın hayvanlar dahil tüm canlılara sunulan ortak bir yaşam alanı olduğunu sıklıkla dillendiren;
her daim bilgiye aç; okumayı ve seyahati, macerası edinmiş;
onlar hak ettikleri için değil, kendisine huzuru ve barışı layık gördüğü için, yapılan kötülük ve ihanetleri affeden;
sayısız yıldızlardan ve üzerlerindeki yaşam ihtimalleri ile, uçsuz bucaksız bu evrende HİÇ olduğunun farkında olan bir dünya vatandaşı;
sevdiğine yenilmeyi, düşmanına karşı kazanmaya tercih eden sadık bir Aşk kadını; sonsuz kaynağı sürekli taşan tutkulu sevgi insanı.

Selam olsun, insana sırf insan olduğu için değer verene.

Zindan olsun bu hayat; “bizden, sizden” diyerek bölene, öldürene !

Ve en yüksek sesimle; Avaz Avaz : NE MUTLU İNSANIM DİYENE !

19/02/12

Alışkanlıklar, Hatalar ve İlk Cemre


Sigaraya olan net tavrım ve içkiyle aramın hiç olmamasını bir kenara bırakırsak; esasen,kendimi bildim bileli, ne sağlığıma ne de yediğime içtiğime dikkat ederim. Spor ise hak getire ! İştahlı sayılmasam da, öyle zamanlarım olmuştur ki, oturup bir kilo tatlıyı tek başıma  yemişimdir... 

Bunların, ya çok depresif olduğum ya da hormonlarımın değişim gösterdiği günlere tekabül etmesinin, basit bir tesadüften ibaret olduğundan çok emin değilim. Zira bakıyorum da depresif ya da  diğer dönemlerimde bile bunu yapmıyorum artık. Kendimi daha çok çikolataya vurup, "Aptal Kutusu"nun karşısında izlediğim aşk filmleri ile yatışıyorum. 

Çok değil şunun şurasında 5-6 yıl kadar önce gün içinde hayalini kura kura, en meşhur baklavacıdan evdekiler için 1,5 kilo, kendime de ayrıca 1 kilo tatlı aldığım çok olmuştur :)  (şu an mutfakta oturma köşesinde bu satırları yazarken yüzümü bir tebessüm kaplamış olacak ki; etrafımda bir şeylerle uğraşan anneme, ne yazdığımla ilgili kısacık bilgi veriyorum :) düzeltme yaparak, kendime 2 kilo!, onlara ise 1 kilo aldığımı, hatta o kutuyu yatak odamdaki komidinde tuttuğum, benim sürekli yediğim, kiloları ise onların aldığı hatırlatmasını yapıyor :))))  O türden paketlerle eve geldiğim zamanlarda sevgili kız kardeşlerimin şaşkınlıkla karışık, dalga geçmelerine çok maruz kalmışlığım da vardır. Bir de tabii sinir oluşlarına ! Tabir yerinde ise ağızlarına boş kaşık götürseler kilo alırlarmış:) ben nasıl olur da almazmışım! Bunları okuduklarında bana yine uyuz olacaklar biliyorum :) Hatta çamurlar atarak, yine yüzümün kaşık kadar kaldığını ve daha çok yemem gerektiğini tembihleyecekler. Ama yemezler :) yani yerim de, öyle bariz kiloma sirayet edecek şiddette ve hiddette olan türden bir yeme alışkanlığım yok. neyse... ne diyordum  aaa evet ! dediğim gibi onlar böyle benimle uğraşırken, ben onlar için haklı gerekçeler bulmaya çalışır: benim hiç doğum yapmadığımı hatırlatır, onların ise kilolarının karşılığı dünya güzeli yeğenlerimin olduğunu söylerim. 

Nasıl atalarımız varmış bilmem (benim olmadıkları kesin), bazı sözlerine iştirak edemeyeceğim : bir dirhem et bin ayıp örter mi bilmiyorum ama ben ayıplarımla çok mutluyum:) Gerçi acil olarak spora başlamam lazım, o da ayrı bir konu ama yavaş yavaş doğanın bahşettiği şansa fazla güvenmemem gerektiğinin farkındayım! Ah bir de şu üşengeçliğimden sıyrılabilsem !!! Kalın ve ağır bir manto gibi, tam da gelip  omuzlarımın ve sırtımın orta yerine çöreklenmiş durumda hain !

Bu sene İstanbul'a yağan ilk karın akşamı gelmiş olduğum ailemin evindeyim hala !.. Arada uğrayıp gerekli olan birkaç ufak-tefek eşyamı almamın dışında, evime uğradığım yok. Komik olan durum ise buraya "evim" diye yazarken bile aslında hiç de öyle hissetmeyişimle yine yüzleşiyorum şu an ! Ne olacak böyle bilmiyorum. Anneme kalsa bana ders verir bir haldeler. Yalnız yaşarsam, yalnızlığıma o kadar çabuk son verirmişim ! Babam ise annemin demesine göre "adam o dertle gidecek"miş!!!

Dün akşam erkek kardeşimin sözlüsü ile ailesi, nişan detaylarını konuşalım diye bizde yemektelerdi ! pardon ! bizde değil, annemlerdelerdi ! Herneyse... elbette tüm gün pişirdik, kızarttık, kaynattık, fırınladık, kabarttık, yıkadık, topladık, bir daha pişirdik şeklinde tekrarlı hallerdeydik. İşlerden benim payıma düşen kıymalı börek ile salataları yapmak olduğu halde, annemin yapacağı patatesli börek için kaynattığımız patatesleri, rende çok kötü yaptığı için çatalla bastıra bastıra ezmemi istedi annem. Ama ben patatesleri bu şekilde ezmek ilmediğim için, onları önce doğrama tahtası üzerinde, bıçak yardımı ile kesip, sonrasında büyük bir servis çatalı ya da benzeri ile ezeceğimi söyledim, gayet kendimden emin ve değiştirilmez bir karar almışlıkla. Annem "hayır şirvan öyle olmaz" ! ya nasıl olmaz, daha güzel olur. Biliyorum... o bunları söyleye dururken, ben çoktan istediğim şekildeki ortamı kurmuştum bile :) aman bir tavır, bir alınganlık. Mutfağın kendisine ait, özel bir alanmış gibi davranıyor ve bunu bariz hissettiriyordu yine. Daha anlaşılır anlatımla, bir miktar dominant bir karakter :)

Yanlışları ile  ağır bedeller ödeyip, yüklerimizle bunun altında ezildiğimizi fark edene kadar, hayatımız boyunca, aslında çoğunlukla annemin istediklerini yapmışız meğer !Bu sebeple zihnimin ve kalbimin derinlerinde sakladığım düşünceler ve duygularla, zaman zaman anneme karşı yaptığım çıkışlar ve isyanlarla dışa vurumlar yaşadım. Dün akşam ki patates mevzu da  buna iyi bir örnekti : dedim ki, anneciğim lütfen artık ne yapmamız gerektiğini söyleme,  biraz olsun özgür bırak. Öyle bir hale getirmişsin ki, hem ayağımızdan kısacık zincirle bağlamışsın, kendi etrafımızda bile dönemiyoruz, hem de uçup gitmemizi ve sana göre hep en doğrusunu yapmamızı istiyorsun.  Sen izin vermezsen nasıl yapacağız ! seni çok seviyorum ama lütfen izin ver bildiğim gibi doğrayayım şu patatesleri" ..... derin, uzun, upuzun bir sessizlik..... ondan derini bir iç çekiş ve doğrama tahtasına vuran bıçak ağzı sesleri.... 

Esasen annemi üzmek, hayatımda isteyeceğim en son şey sıralamasına bile giremez. Böyle bir listeye dahil bile edilemez! Annem mükemmel biridir. Fazla empatisinden ötürü, birey olarak çok fazla zarara uğratılmış bir masumdur bir de ! Hayatı boyunca adanmışlığından asla vazgeçmedi. Kendini unuturcasına, hep başkaları için güzel şeyler yaptı. 

Evet O'na bazı açılardan kırgın ve hatta kızgınım ama doğru bildiklerinin, zaman zaman yanlışlara neden olmasını da çok insani buluyorum ! 

Hayatım boyunca hata yaptıklarını fark ettiğim anda şaşırdığım ve zor kabul ettiğim 3 insan modelim vardır: Annem, babam ve öğretmenlerim !İtiraf etmek gerekir ise,  alışkanlıklarım  adına  yaptığım  hatalar sebebi ile en kızgın olduğum kişi ve yine en çok anladığım kişi de bizzat kendimim !

Yaptığım hatalar mı alışkanlıklarımı belirliyor, yoksa alışkanlıklarım mı hatalarımı belirliyor ?! Biraz bunlarla ilgileniyorum son dönem ...  Her ne sebeple olursa olsun, sonu gelmez sıcak savaşlarla cebelleşen, dört bir yanı düşmanla çevrilmiş, vatanını koruyan ordulara benzetiyorum kendimi. Tek kişilik ordu ! Hep yanlış yerde mevzilenir, hep kurşunlara gelirim ! 9 canlıyım desek yeridir ! Bu ululardan bir bahş'midir, ya da bahşiş midir bilinmez ama en çok da aşkta böyleyim?  Birine ilgi duymaya başladığım anda, o birinin başka birine, hatta muhtemelen başka birilerine ilgisini fark ederim. Bakın bu da çok insani! Ego ile alakalı oldukça ! İstenmediğini bildiğin kişiye kendini istetmek, az önce bahsettiğim cephe hali gibidir. Kazanmayı istersin, çok istersin hem de! Sanırsın ki, o seni istese mutlu olacaksın ! Ama öyle değildir ! Mesele kendimizle ilgilidir. Gün gelip de o kişi bizi istediğinde, artık istemiyoruzdur. Çünkü geçmiştir. Geçiiip, öylece gitmiştir bizden!  
Alışkanlıklarımızla öğrendiklerimiz devrededir ve bu da insanidir! Yoksa sorun insan olmakta mıdır !? 

Dün gece, misafirlerimizin geç gitmeleri sebebi ile uyku saatimi atladığımdan uyuyamadım. Sabaha kadar tek eşli olan kuğuların aşk ritüellerini izledim gülümseyen bir yüzle :) Kuğu olasım geldi :) Allah'ım o ne aşk !! O ne sadakat !!! Bir hayvanın yaşadığı aşk hali bile, bu gidişatla sanıyorum benim hiçbir zaman başıma gelemeyecek !

En güzeli artık kendime acımayı bırakıp, şu kör olası alışkanlıklarımı ya da alışkanlıklarla yaptığım hatalarımı terk etmeli  !:)

Bahar da kapıya dayanmış iken; ilk cemre ile aşkın da kalbime düşmesine izin vermeliyim artık :)))


11/02/12

Aşkın hudutları


Aşkın  hudutları mı vardı yoksa ?
Doğru olan için yazılı  kitabı mı  bir de ? bilmediğim... okumadığım...
Öğretin, okullara gönderin kalbimi,
Hiç bilmiyor  haddini

Şimdi'nin Değeri...

Son günlerde garip bir hal sardı beni. İçimden alıp valizimi uzaklara gidesim var. Zamanı olmayan yolculuklara çıkacak kadar özgürüm nasıl olsa? muhteşem!  Sanırım annem babam tutamaz beni :) Daha bağlaycı, bir nebze hükmedici bir bağım yok ne yazık ki! Böyle konuştuğumu feministler duymasın :)
Yine de bazen keşke bu kadar özgür olmasam diyorum.  Hep tez-canlı, çok hareketli oldum, hızlı düşünüp, hızlı karar verdim. Şu an bunları yazarken bile parmaklarımın hızına klavyenin algısı yetişemiyor. Ekranımda geriden takip eden harfler koşuyor peşimden... Hayatı da işte biraz böyle yaşıyorum sanırım. Yaşamaktan kastımın muhteviyatında iş-ev-iş hattının biraz dışındaki ayda birlik arkadaş toplantılarından fazla birşey beklemeyin! ama aklımla fikrimle, gelecek planlarımla; planlar uğruna bugünden yapılması gerekenler listemle tam bir yoğunluk ve koşturmaca içindeyim. Bilmem ki niye ?! Frenlere basıp soluklandığımda bakıyorum,  elde var sıfır !
Herşey bir yana aslında yitip giden zaman şu an, yarın yok, belki hiç olmayacak. Bugünden yarını düşünürken, "şimdi" elden gidiyor oysa, ne acı ! Şimdi'yi değerli kılan da olmayınca, hayaliyle oyalanmakla bitecek ömür.
Büyük İskender'in yaşamını bilenler bilir; annesinin ayakları altına dünyayı serme ve çok zengin olma aşkı ile savaşlar yapan, kanlar döken imparator, gencecik yaşında aç gözlülüğü ve hep "daha çok" uğruna daha fazla savaşmak ve öldürmek zorunda olduğundan ağır koşullara yenik düşüp çok hastalanmış ve Atina'ya varamadan, annesini son kez göremeden ölmüş. Ölmeden önce başkumandanına son arzusu, iki elinin tabutunun dışında açık olduğu şekilde mezara taşınması  olmuş. Herkes çok şaşırmış. "bu ne garip bir istek" demişler. Anlatacak takati olmayan İskender "Dünyadan boş ellerle gittiğimi göstermek istiyorum. Giderek daha büyüdüğümü, daha zenginleştiğimi zannediyordum. Fakat aslında yaşayamadıklarımdan dolayı sürekli yoksullaşıyordum. " 
Kısacası , bilmem kaç yüzbinlere ve bilmem kaç uzun yıllarca ödemek koşulu ile aldığınız eviniz, arabanız ve başka başka değerli olduğuna inandığınız mal ve mülk canın yongası ama; daha kıymetlisi ŞU AN, ŞİMDİ, ŞU DAKİKA'dır... Yitip giden ŞİMDİ'yi satın almak imkansız...
Yaşanılan anı nitelikli kılıp, zenginleştirmek ve katma değerlerle süslemek; bizi yeni doğmuşcasına o toy hallerimiz gibi heyecanlı ve mutlu kılar kanısındayım. Tecrübe ile sabittir ki, mutlu olduğumuz anlar hızla tükenir ve zaman nasıl geçer hiç anlamayız, bu da o anın ne kadar değerli oluşuyla ilişiklidir.
Zaman madem tükenen bir miktara sahip, kıymetli tükenişlerle dolduralım içini. Sonuçsuz koşturmacalar, gereksiz savaşları çıkaralım hayatlarımızdan. Daha sade, basit, daha hissederek, farkederek, katılarak yaşayalım... Daha çok okuyup, daha çok sevelim birbirimizi; ailemize, arkadaşlarımıza daha çok zaman ayıralım; daha az konuşup, daha çok dinleyelim; içtiğimiz suyun, yediğimiz ekmeğin kıymetini bilip sadece karnımızı doyurmadan ziyade saygı duyalım nimetlerimize; yüzümüzü güneşe olduğu kadar yağmura da çevirelim; daha çok gülümseyip, daha çok olumlu düşünelim; çatışmaya ramak kaldığımız kişinin de bir annenin biricik çocuğu olduğunu aklımızda tutalım... daha çok sevip, sevdiğimizi söylemekten çekinmeleyim. sakin huzurlu akan bir nehir olup, vadilerdeki çiçekleri sulayıp, can olalım, canan olalım...
Gelişip mutlu olmak adına aldığım yeni kararlara ŞİMDİ'NİN DEĞERİNİ BİLMEYİ en üste gelecek şekilde not aldım kendime.
Ne diyeyim , darısı başınıza:)...

21 Nisan 2011 Perşembe, 19:02 tarihinde eklendi

10/02/12

Sen Başka Elleri Tutarken, Benimkiler Üşüyor...


Yüzünü hiç görmediğim çocuğum,
Gitmediğim ülkelerdeki yaşantım kadar uzaksın bana.
Varsın şükür ama, hiç olmadın oysa.
Ellerinde eller, kalbin doymuş tok;
Benimkiler çok üşüyor, hiç haberin yok...


 24 Nisan 2011 Pazar, 12:36 tarihinde eklendi

En zor Cinayet İntihardır...

En zor cinayet intihardır sevgili; yazıktır kıyma !
Sen ayrılırken, öldürüyorsun kendini de benle; günahtır yapma !

Sanıyorsun kolay dolar yerim; kolay dolar yerin; unutursun sanma !
Hatırla, ömrünün kaçıncı yılına rastladın bana ?!

Diyorsun ki; "asla yalnız kalmayız"
Diyorum ki; "ama bensiz kalırsın, ama sensiz kalırım"

Zordur sevildiğini bilerek intihar cinayet, ne olur yapma !
Katlimize fermanı sil dilinden; çılgınlık bu ! çaresizce bakma !

Bırak şair yalancı çıksın,
Sevgili, seveni öldürmesin... öldüremesin !...


11 Ağustos 2011 Perşembe, 02:22 tarihinde eklendi

Daha mı güzel şimdi ?...


Sen el, ben el şimdi
Sen ayrı, ben gayrı şimdi
Söyle! daha mı güzel şimdi?


Yazan: Şehriban Demir · 16 Ağustos 2011 Salı

Ah güneş bir açsan keşke...


Günlerdir dinmez bir yağmur üstümüzde... 
Ne şairane bir hava !... Yaz diyor, durma ! Beni de kendine benzetmek ister zoraki.
Ah güneş, nerdesin, neredesin be kuzum?! Gel de bu melankoli, bu med-cezir'lerden kurtar 
Yoksa delinin tekiyim bilirsin, gider dayanırım kapısına, hiç affetmez bir de teslim olur bana mazallah !
Gel yeniltmeden beni "elde var'lara", sarıltmadan bir riyakara,
 Döktürmeden eteğimdeki çiçekleri, göster kendini yalvarırım. 
Ah güneş bir görsem seni sıcak sıcak, bir görsem !
Takarım peşime güzelleri, "O" hiç umurumda olmaz hiç !