Kahve telvesinin kurumaya yüz tutmuş ancak hala ıslak hali gibiydi tırmanmaya çalıştığım tepe. Tıpkı tonlarca kahve telvesinden alıp tepe yapmışlar gibi. Rengi kıvamı herşeyi aynıydı. Öylesine zorlayıcı, öylesine yoruyordu ki, ne kadar gayret etsem de hızlı ilerliyemiyordum. Babama kötü bir şey olacak. Yetişmem gerek !
Aynı anda gözümde babamın öleceği duygusuyla kaplandı bütün benliğim. Onu alıp götürecekler, son nefesini bile vermesine izin vermeden, o haliyle defnedecekler... "Babaaa, babacığım"... ne kadar zamandır ağlıyordum bilemiyorum.... Babamın öleceğini bilmesi ile korktuğunu gözlerimle görebiliyordum. Ölmek istemiyordu! Ölmesini istemiyordum! Onu seviyorum. "babaaa, babaaa"... Allah'ım onu alma benden ! Allah'ım sana yalvarıyorum.
Büyük ve büyük olduğu kadar soğuk, gri görüntüsü ile heryeri mat mermerlerle döşeli, yerleri ve sedir halinde inşaa edilmiş iç mimarisi ile ölü yıkama yerine benzeyen bir yerdeyim.
Uçuk mavi ince kot gömleğinin kollarını sıvayan ve ölüme hazırlanan bir başka adam görüyorum. Çevresinde bir sürü başka başka adamlar. Ölüme gidenleri hazırlar gibiler. Mavi gömlekli adamın yüzünde kabullenişle beraber, anlam veremediğim hafif gülümseyiş, "korkunun ecele faydası yok" der gibi . Metanetine hayran kalıyorum. Keşke babamda sakin olabilse ! "babaaaaa, babacığım " ... haykırışlarla katıla katıla ağlıyorum.
Sonra babamı alıp sedye tarzında yapılmış ama hertarafı tahta ve dört kollu olan, tabut olduğunu düşündüğüm şeye uzanmasını sağlıyorlar. Yerler ıslak ! Babam uzanmak yerine oturuyor ve bacakları ileri doğru uzanmışken, belinden bükülüp başını ayaklarına kapatarak iki kat oluyor. Elbiseleri üzerinde olduğu halde imam babamı yıkamaya başlıyor. Su; buharından dolayı bir an için sıcak gibi gelse de çok emin olamıyorum. Sonra soğuk su diye düşünüyorum. Babam sırılsıklam oluyor. Üzülüyorum... çok üzülüyorum. "babaaaaa, babacığım"... gözyaşlarım sel misali çağlıyor.
Fonda garip bir ilahi.... hayır hayır içli bir ağıt bu... ruhuma işliyor. Hala kulaklarımda. Babamı götürüyorlar. Tam göremiyorum ama biliyorum götürdüklerini. Din adamı olduğunu düşündüğüm biri en önde. Elinde gümüş olduğunu düşündüğüm parlak, işlemeli çok güzel bir ibrikle sedye halindeki tabuta yol açarmış gibi çağıl çağıl su döküyor. İbriğin ağzı dar olmasına karşı; dökülen su çok gür-geniş ve dalga ile karışık pırıl pırıldı.
Haykırarak ağlıyorum. O kadar fazla ağlıyorum ki, uyandığım da gözyaşlarım bütün yüzümü kaplamış ama ben hala gerçek gibi katıla katıla ağlamaya devam ediyorum.
Karanlığa defalarca "babaaa, babaaa" diyerek ve ağlamamdan sesim bölünse de sesleniyorum. "babaaa, babacağım".. gözyaşlarımı durdurumıyorum.
Babamın ölüme gidişi tekrar tekrar gözümde canlanıyor.
Odasına gidip, nefes alıp vermesini dinliyorum. Bir tek gözyaşım omuzuna düşüyor.
Odama dönüyorum.....
Kalbimde büyük bir sızı .
Ağlamaktan kopamayarak uykuya dalmaya çalışıyorum.
Saat, şafak sökme saati...
Ağlamaktan kopamayarak uykuya dalmaya çalışıyorum.
Saat, şafak sökme saati...