21/05/13

Babam ve Yalnızlığım

Kahve telvesinin kurumaya yüz tutmuş ancak hala ıslak hali gibiydi tırmanmaya çalıştığım tepe. Tıpkı tonlarca kahve telvesinden alıp tepe yapmışlar gibi. Rengi kıvamı herşeyi aynıydı.  Öylesine zorlayıcı, öylesine yoruyordu ki, ne kadar gayret etsem de hızlı ilerliyemiyordum. Babama kötü bir şey olacak. Yetişmem gerek ! 

Aynı anda gözümde babamın öleceği duygusuyla kaplandı bütün benliğim. Onu alıp götürecekler, son nefesini bile vermesine izin vermeden, o haliyle defnedecekler... "Babaaa, babacığım"... ne kadar zamandır ağlıyordum bilemiyorum.... Babamın öleceğini bilmesi ile korktuğunu gözlerimle görebiliyordum. Ölmek istemiyordu! Ölmesini istemiyordum! Onu seviyorum. "babaaa, babaaa"... Allah'ım onu alma benden ! Allah'ım sana yalvarıyorum. 

Büyük ve büyük olduğu kadar soğuk, gri görüntüsü ile heryeri mat mermerlerle döşeli, yerleri ve sedir halinde inşaa edilmiş iç mimarisi ile ölü yıkama yerine benzeyen bir yerdeyim.

Uçuk mavi ince kot gömleğinin kollarını sıvayan ve ölüme hazırlanan bir başka adam görüyorum. Çevresinde bir sürü başka başka adamlar. Ölüme gidenleri hazırlar gibiler. Mavi gömlekli adamın yüzünde kabullenişle beraber, anlam veremediğim hafif gülümseyiş, "korkunun ecele faydası yok" der gibi .  Metanetine hayran kalıyorum. Keşke babamda sakin olabilse ! "babaaaaa, babacığım " ... haykırışlarla katıla katıla ağlıyorum.

Sonra babamı alıp sedye tarzında yapılmış ama hertarafı tahta ve dört kollu olan, tabut olduğunu düşündüğüm şeye uzanmasını sağlıyorlar. Yerler ıslak ! Babam uzanmak yerine oturuyor ve bacakları ileri doğru uzanmışken, belinden bükülüp başını ayaklarına kapatarak iki kat oluyor. Elbiseleri üzerinde olduğu halde imam babamı yıkamaya başlıyor. Su; buharından dolayı bir an için sıcak gibi gelse de çok emin olamıyorum. Sonra soğuk su diye düşünüyorum. Babam sırılsıklam oluyor. Üzülüyorum... çok üzülüyorum. "babaaaaa, babacığım"... gözyaşlarım sel misali çağlıyor.

Fonda garip bir ilahi.... hayır hayır içli bir ağıt bu... ruhuma işliyor. Hala kulaklarımda. Babamı götürüyorlar. Tam göremiyorum ama biliyorum götürdüklerini. Din adamı olduğunu düşündüğüm biri en önde. Elinde gümüş olduğunu düşündüğüm parlak, işlemeli çok güzel bir ibrikle sedye halindeki tabuta yol açarmış gibi çağıl çağıl su döküyor. İbriğin ağzı dar olmasına karşı; dökülen su çok gür-geniş ve dalga ile karışık pırıl pırıldı. 

Haykırarak ağlıyorum. O kadar fazla ağlıyorum ki, uyandığım da gözyaşlarım bütün yüzümü kaplamış ama ben hala gerçek gibi katıla katıla ağlamaya devam ediyorum. 

Karanlığa defalarca "babaaa, babaaa" diyerek ve ağlamamdan sesim bölünse de sesleniyorum. "babaaa, babacağım".. gözyaşlarımı durdurumıyorum. 

Babamın ölüme gidişi tekrar tekrar gözümde canlanıyor. 
Odasına gidip, nefes alıp vermesini dinliyorum. Bir tek gözyaşım omuzuna düşüyor.

Odama dönüyorum..... 

Kalbimde büyük bir sızı .
Ağlamaktan kopamayarak uykuya dalmaya çalışıyorum.
Saat, şafak sökme saati...  







17/05/13

Ölü ya da Diri; Birini Kaybetmek...

Sevdiğiniz ve gözünüzden bile sakındığınız birinin kaybındaki acıyı, ancak yaşayanlar bilir.
Onu ve ona dair herşeyin şahidi olamamak eksiltse de varlığınızı; ne çare kabul etmekten başka seçeneğiniz yoktur sarılacağınız.

Payınıza düştüğü kadarı ile sessiz bir acı ve gözyaşı emanet etmiştir size ! Ki idareli kullanıp hergün canınız acısın diye !

40 gün yasta kalmak, o yitirişin acısını hafifletir mi bilmem ama şu an hatırıma gelen çok güzel bir anlatım var paylaşmak istediğim; sanki o, bu sorunun yanıtını verir gibi.  
Derler ki : İnsan çok sevdiği birini kaybedince, yüreğinde 40 mum yanarmış ! ve geçip giden her gün, o mumlardan biri sönermiş. Ta ki en son muma kadar ! İşte o bir tek mum tüm hayatı boyunca yanmaya, o kişinin yüreğini acı ile kavurmaya devam edermiş !..

Zaten ondan değil midir, aranızda ne geçmişse geçmiş olsun; birini dilden değil yürekten sevdi iseniz; kaybıyla dünyanızın değişeceği ve hayatınsa farklılaşacağı, gözünüzde eski önemini yitirip değersizleşeceği kesindir..... Şayet taştan bir yürek taşımıyorsanız eğer!!!

Dogmatik olarak kazandığınız aile bireylerinin kaybı travmatiktir elbette. Ancak sevginizle seçtiğiniz kişinin kaybının tarifi de mümkün olamaz kanımca ! Yitiriliş bir gidişse "şimdi üzgünsün ama zamanla geçer, unutursun, hatta iyisi mi sen yeni birini bul, çivi çiviyi söker"; bir vefat ise "allah sabır versin (başın sağolsun - nasıl yani ? o ölmüş ama benim başım sağsalim dolansın mı ortalarda ?)" "üzülme, ölenle ölünmüyor hayat devam ediyor" tarzında sözlerle "DOST" sandıklarımızın darbesi ile bir kez daha sarsılırız.

Oysa kalpsizler, yüzeysel, dejenere tipler sevgiyi ancak izledikleri filmlerdeki o imkansız hikayelerde olur sanırlar ! Ve ben onları "ZAVALILAR" olarak addediyorum ! Birini alıp kalbinizin tam ortasına koymanız ve Canınız Cananız olması için aynı kandan olması mı gereklidir ???!  Ve hangi seven yürek; sevdiğinin yerine, bir başkasını koymak ister !!! Yaşanılan onca güzel anların hatırını bir kalemde silmek ister !???? !!!

Bazen eşleri ölen ama bir daha asla evlenmeyen kadınlara ve erkeklere rastlıyorum. Kimisi kendini "neden evlenmiyorsun, evlen sen de artık" saldırılarına silah olarak çocuklarını gösterirken, kimi "uygun birini bulamamayı" mazeret eder. Oysa ben eminim ki, oturup herbirinin hikayesini dinlediğinizde, yeri asla doldurulamaz, çok büyük aşklar yaşamış olduklarını anlarsınız ! 

Dedem, babaannemin üzerine kuma getirdiği zaman, babaannem dedemi yine de sevmiş, asla vazgeçmemiş ! Babaannem şu an 90'larını sürüyor ve ben biliyorum ki, dedeme hala ilk günkü gibi çok aşık ! Ondan bahsederken, yüzünde bir gençkız mahçubiyeti, gözlerinde ise kırgınlıkla karışık o aşkı görmemek mümkün değil inanın !  Ve o yaştaki bir kadının böyle bir aşkı, hala yüreğinde taşıyor olması ise ne yazık ki çoğu aşkı hiç tatmamış kalpsizler tarafından alay ve gülüşme konusu ediliyor.. çok acı !!!

Birini ister toprağa verin, ister ele verin; gerçekten sevdi iseniz o mum hiçbir zaman sönmeyecektir ! 
Canınız siz nefes aldıkça o ateşle son anınıza kadar içten-içe hep yanacaktır ! Ve siz yerine kimseleri asla koyamayacaksınız !

Ey aşk ! acısa da canım, öldür beni sevgisi ile, sağ bırakıp geride koyma !
Öldür ki erebileyim sırrına onu sevmenin ! Varabileyim yanına !