Kitlesel ve kolektif biline hizmetle devletler kurulur, devletler yıkılır !
Olmaz denenler olur, olur denenler olmaz !
Ve birey olarak da gücümüzün
farkında olsak; yani bilinç seviyemizi olması gereken düzeye getirsek ve orada
tutabilsek; emin olun imkansızı olur eyleriz.
Aksi takdirde ve
örneğin; bu bilince ermediğimiz günümüzde; yaşadığımız ve etrafımızda tüm bu
olup bitenler bütününü yaşamaya devam eder, “bu düzen neden değişmez” der dururuz
!!!
Toplum bilincine faydası
dokunup, psikolojisine yarar sağlayacak tek bir söz işitmediğimiz; daha ziyade
kötülük ve onu yaymaktan başka gayesi olmadığı aşikar olan zihniyeti de erk
eyleriz başımıza.
Kötülüğünü de alıp
gitsin, yok olsun isteriz amaaa...
Heyhat nafile !
Zira onu oraya
makamlayan, kuvvetine kuvvet katan; bahsedişlerimizle, yerişlerimizle, kimi
zaman küfürlerimizle bizzat bizlerizdir aslında !
Şimdi belki de
vazgeçeceksiniz bu saçmalıkları okumayı.
Oysa size masal
anlatmıyorum.
Bahsettiğim şey bir
Fizik kuralıdır, bilimsel bir gerçekliktir !
İlk okuduğumda hiç
önemsemesem de, doğruluğunu bilinç seviyemin az da olsa gelişmesi ile fark edip
bu konuyla ilgilendikçe daha iyi anlıyorum artık. Ve ona göre yaşamayı
hedefliyorum. Ancak bu da bireysel çaba ve disiplinle mümkün !
Bilinç seviyesi,
dünyanın rezonansına (enerji ile oluşan dalga hızına) uyumlu olmalıdır. Aksi
takdirde acılar, panik ataklar, gözyaşı ve keder uyumaz bir düşman gibi peşimizi
bırakmaz.
Fiziki bir bedene sahip olan
her varlıkta; sizde, bende, taşta, toprakta, nehirde, çiçekte, böcekte; masada,
sandalyede, hepimizde olan enerji ve onun dalga boyu etrafımızda olan biten tüm
olayları şekillendiren bir güçtür ve süreklidir.
Bu; cismen ortadan
kaybedilsek, ölsek dahi yok olma-mamızın, sadece dönüşmemizin; bir çiçek olup
açmamızın, su olup nehre karışmamızın; buhar olup havaya dolmamızın sebebidir.
Bedenimizde 5 trilyon
hücre ve her bir hücrenin de 1,4 woltluk enerjisi varmış. Yani bir ampülü
çalıştıracak güçteyiz ! Ve düşünce ile bunu arttırabiliriz de !
Enerjinin sürekli olarak
akışta olduğunu söylemeye gerek yoktur ama bilin ki onun yarattığı dalgalarla
daimi olarak iletişim halindeyiz.
Ve düşüncelerimiz
vasıtası ile de bunu tanıdığımız herkesle yaşıyoruz.
Kimin hakkında ne
düşünüyor ve hissediyorsak o kişiye mutlaka ulaşıyor, mutlaka !
Şayet doğru şekilde
düşünür ve doğru titreşim seviyesinde kalabilirsek; üstesinden gelemeyeceğimiz
olumsuzluk, başa çıkamayacağımız kötülük yoktur!
Sürekli küfürlü ve
hakaret dolu paylaşımlar yaparak; okuduğumuz ve işittiğimiz haberlere lanetler
okuyarak; emin olun sadece o durumların devamlılığına katkı sağlıyoruz. Ve
kendi bilinçaltımıza bunları atıp biriktirerek farkında olmadan hayatımızı
mahvediyoruz.
Aynı zaman da Karşıt Görüş ya da o her ne ve kim ise düzeltmemiz gereken; onu da güçlendirmiş oluyoruz !!!!
Sosyal platformların
kullanım amaçları kitlesel bilinci yükseltmek iken; aslında doğru kullanmayışla
amaca giden yolu tıkamış oluyoruz.
Çözüm ne olmalı diye
soranlara, özetle açıklamam kolay olmamakla birlikte; Pandora’nın kutusunu
açınca işin içine yakın ve uzak tarihi de katmak zorunda kalacağımı, bugünlerimize
sebep olanlara, ata erkil toplum yapısı ile eski ve yeni ekonomi ve eğitim
sisteminden dem vuracağımı belirtmek isterim. Tek bir sebep yerine elbette
bütünsel bir gerçeklik söz konusu.
Ama yine de bu kaderimiz
olmamalı !
Ne zaman facebook, instagram veya benzeri alanlara girip göz atmak istediğimde ümitsiz, kahreden, sürekli olarak olumsuz ve
negatif cümleler kuranları okumaya maruz kalarak bireysel enerjime sekte vurmuş
oluyorum.
Açıkçası katmak yerine
benden götüren bu türden yerlerde sanırım fazla uzun kalamayacağım.
Yaralı olmaksa, herkes
hayattan payını bir şekilde almış emin olun.
Pamuklara da sarılmış olsak, hayat bir yerden mutlaka yaralıyor, incitiyor.
Ancak kederle, gamla
hüzünlenip; sesini isyankar cümle ve dizelerle duyurmayı hayatta kalmak ve
yaşıyor saymamız kanımca acıdan beslenmek ve varlığının
hatırını böyle saydırıyor olmaktan başka bir şey değil !
Belki de iyi şairlerin
uzun yaşamaması, muhteşem yazarların sefaletle cebelleşmesi hep bu acı bedeni
ile yaşama arzusundan.
Mutlu evliliğini şiirde
tıkandığı için boşayan şair dahi tanıdım !!!
Çektiğimiz acıyı, sıkıntıyı seçende,
onunla beslenmeyi alışkanlık haline getirmiş olan da yine biz kendimiziz.
Aynı acı ve üzüntü ile
değişmez bir döngüye saplanıp kalmak; hiç yaşamamak demek ! Nefes almadan, her
gün ölüm endişesi ile yüzünde bir tek sahici gülüş olmadan öylece durmak demek
! Yazık değil mi bize ?!
Farkına
vardım ki hep aynı şeyleri yapıyoruz hep beraber. O nedenle de hayatlarımızda hiçbir
şey değişmiyor !
Çünkü biz! aynıyız.
Öncelikle bizim kendimizin değişmesi lazım ! Sonra o ütopya gibi görünen toplu
kurtuluşumuz gerçekleşir !
Ben değişmeye karar
verdim.
Ve bunun için çabalıyorum.
Dünyanın daha iyi bir
yer olması için önce kendimden başlayacağım.
Doğru tepkiler verip, doğru
kelimeler kullanarak.
Mümkün kılıp; ilgi
alanlarımı, etki alanlarıma dönüştürerek.
Acılar, hüzünler hep
olacak elbette.
İzole bir yaşam imkansız
!
İnsan olan duygusuz ve
duyarsız zaten yaşayamaz
Ama oturup
kahretmeyeceğim, her gün ağlamayacağım !
Acılarla büyüdüm, koca
bir kadın oldum derken; aynı acılar çocuk etti beni, küçüldüm, küçük bir kız
oldum.
Sanıyorum hep bundandır,
önce şefkat aramam.
Ama o küçük kıza
ihtiyacı olan şefkati, kendime olan dürüst yolculuğumla, içsel duraklarımdaki
sevgimle kendim sunacağım.
Dünya güzel bir yer
olsun diye; kendimi seveceğim;
sonra sen de beni
seveceksin;
ben de seni seveceğim.
Ben seni sevdim diye,
sen gidip komşunu seveceksin,
bakkal amcaya
gülümseyeceksin.
Sen beni sevdin diye ben
gülümseyeceğim,
yoldan geçen çocuğun başını
okşayacağım.
O çocuk büyüyecek,
gülümseyen iyi yürekli
çocuklara öğretmen olacak.
O çocuklar sevgi dolu
birer anne,
şefkat dolu birer baba
olacaklar.
Velhasıl dünya güzel bir
yer olacak…
Ben inanıyorum, sen de inan !
Sevgimle yazdım...
Ben inanıyorum, sen de inan !
Sevgimle yazdım...