11/02/13

Meksika'lı Kaptan Grako... Unutmadım Seni...

Mart 1995, Karayipler... Sarı; sıcak bir gün yine... ekvatora çok yakınız. İnanılmaz yakıcı ve bir o kadar da nemli birgün. Kumsaldayız... Yerli halkın koyu esmer, siyah tenleri dahi terden boncuk boncuk... Saçları neme karşı korumak ve şekillendirmek için özel bir solüsyon kullanıyorlarmış. O derece başedilmez bir sıcak ve nem var...

Uçuş ekibinden bir arkadaşımla, bize göre rüyamızda dahi olamayacağımız bu cennet sahilde bikinilerimizle bir uçtan bir uca yürüyüş yapıyoruz kahvaltı ertesi...

Ve işte O geliyor karşıdan, yanında F/O'su (ikinci pilot) ile ... görev yaptığımız uçağın Meksikalı Sorumlu Kaptan pilotu... Hakkında çok şey bilmiyoruz... tek bildiğimiz; uçtuğumuz havayollarındaki diğer tüm hosteslerin bu yakışıklı adama ilgi duyduğu, en azından sempati beslediği; ama onun kimse ile (güleryüzlü ve samimi davranışlar içinde olmasına karşın), ilgilenmediğiydi!... Bu sebepten, ona karşı daha büyük bir hayranlık ve saygı duyuyorum..... Bize doğru mu geliyor ?!...  Mutlaka selamlaşacağız ve sonra da yanımızdan uzaklaşacaklar diye düşünüyorum... Ama hayır ! kısa bir selamlaşmanın ardından konuşma ortamı yarattılar bile... Bana dönerek "Şehriban sana bir şey sorabilir miyim izin verirsen" dedi... Böyle bir otoritenin görev harici ne sorabileceğini aklıma bile getirmeden, çok heycanlandım.. sadece "tabii kaptanım" diyebildim... zaten başından beri gülümseyerek konuşuyordu, şimdi daha da büyüdü o gülümseyiş. Heyecandan yanaklarım mı kızarmıştı ? Yoksa hava gittikçe daha mı ısınıyordu?!.. gülümsedim ben de !... "sence ayna ne işe yarar?" diye sordu arkasından... şaşırmıştım, " ne alaka" dedim içimden... heyecanım sürüyor... büyüyor.

Aklıma aldığımız eğitimler geldi hemen. Hayatta kalmak için işaret amaçlı aynayı nasıl kullandığımız falan... "hayır" dedi... gülümsemesi içimi işledi... hem utanıyor, hem de gözlerimi ondan alamıyordum. "gerçek anlamı ile soruyorum" dedi.. "kişinin kendini görmesine yardım eder" dedim... veeee.. ellerinin bir süre arkada durduğunu o an fark ettim kiii, tropikal inanılmaz güzel bir çiçeği bana doğru uzattı ve "işte bu senin aynan o zaman Şehriban" dedi !

Yanımızdaki Yasemin ve Fernando bir an için oradalar mıydı hiç düşünmeden, çiçeği alıp kendi elleri ile saçlarıma taktı...

Fernando'nun fotoğrafımızı çektiğini farkettim... Sonra sözleşmesi bitti ve Şili'ye başka bir firma için uçmaya gitti.

"unutma" derdi, "aynı gökyüzünün altında olacağız hep", "aynı bulutlar geçecek üzerlerimizden"... "onlara bakınca beni hatırla"....

O fotoğraf hala en sevdiğim, en anlamlı fotoğraf... Şu an düşünüyorum da, keşke daha cesur davransaydım. Keşke onu biraz yüreklendirip, hayat boyu sürecek gönül telaşları girdabına atmasaydım kendimi ! Ya da ne biliyim, onun öyle bir niyeti yoktuysa da, ben yaratsaydım niyetleri ! olur muydu ?! bunu asla öğrenemiyeceğim ne yazık ki!

Bilmemki ben de O'nun aklına hiç geliyor muyum acaba? Bense, onca kirlilik içinde Allah'ın bahşettiği ve varoluşlarımızın birbirini farkettiği o sihirli zamanlara hep şükrediyor; O'nu daima inanılmaz büyük bir sevgi ve saygı ile anımsıyorum.... Kulakları çınlasın...

14 nisan 2010, çarşamba, 09:05 

01/02/13

Yoksa Bir Faydam


Ne çok kelime biriktirdim içimde,
Bir de aslı kazınmış unuttuğum suretler.
Hep yanılsama mı bu ard-arda düşen peşime?.
Sonra gafil avlayıp yere seren. Ölesiye pişman eden...
Bir daha "yapmayacağım" dedirten !

Şimdi bakınca karşı kıyıdan;
Paçalarını dizlerine kadar çekmiş,
Biraz utangaç, biraz da üşümüş,
Birbirini ısıtmaya çalışırken çıplak ayaklarım;
Bilgisizliğimin cesareti ile korkutmuyor değersiz bedenimi,
Hırçınlığı hayat nehrinin.
"Gerçek" için, "Doğru"için yaşamıyorsam insanlık meydanında,
Hem yoksa bir faydası da
Varsın olmasın ne bedenim ne ruhum da !!!




ilk yazım : 28 Eylül 2012 Cuma - 00:09



Geçmiş Geçmişte Kalmaz...


Hayat ağır bir yük gibi yaşanmamalı elbette. Keşke hergünümüz ayrı bir düğün olsa. Mutlu halaylar çekilse, dillerde uzun zılgıtlarla !

Yaşam yoluna verdiğimiz ömrümüzde, yapılması gereken ve kafamızdan geçen onlarca işe, bir de o güzelim hayallerimizi eklemek; halimizi,  işin içinden çıkılmaz bir hale dönüştürüyor çoğunlukla.
Ben kendimce attığım her adımda, gittiğim her yerde, okuduğum her kitapta ve rastladığım her fikirde sorgulanacak onlarca şey bulmak gibi bir yeteneğe sahibim (ya da soruna! :) ). Ve bunları geçmişte "gerçekten ne olduğu" ile değerlendirip, muhasebesini ve özellikle de sağlamasını yapma ihtiyacı içinde oluyorum ister istemez ! Çünkü ŞÜPHE benim diğer adım. Ve doğruyu bulmadaki çabam ise en yakın yoldaşım... Bu günümüzü meydana getiren, geçmişte yaptıklarımız ve yapa-ma-dıklarımızdır.... Zira geçmişin geleceği etkile-me-mesi mümkün değil!

Carpe Diem klişesine prim verenlerden olmadım hiç. Yanlış mıdır ? belki değildir! Ama ben onu destekleyen ve öyle yaşamak isteyenlerden çok çok farklı bakıyorum hayata. Ki belki de hep hüzünlü hissetmem, geçmişte olanlarla kurduğum bu sıkı-samimi bağdandır.

Geçmişi olmamış gibi sadece bugünü yaşayan, anını değerlendiren insanlar bana göre ortaya atılan ve sarılınması gereken doğru bir felsefe gibi duran "carpe diem"i  yani "anını yaşa"yı suistimale uğratıyorlar.  Zira "anını yaşa"dan kasıt esasen bambaşka bir şeydir, ki çoğu gerçekte bu sözün bir felsefe olduğunu ve ne anlama geldiğini henüz keşfetmemiştir !

Diğerlerini bilmem ama,  bana göre geçmiş yanlışları ile de, doğruları ile de çok çok değerlidir. Gençliğinizde yaptıklarınız ve yapmadıklarınızdır geleceğinizi ve şu anınızı etkileyen ! Ya da daha evrensel düşünürsek, (ki öyle yapmalıyız); tarihteki savaşlar, anlaşmalar, suikastler, katliamlar ve büyük acılardır şu anımızı şu an yapan !!!

Geçmişi ile yüzleşemeyenlerin, iki yüzlü hallerine hep acıyarak bakmışımdır. Benim de sütten çıkmış ak kaşık olmadığım kesin elbette ama o hatalı hallerimi (kime göre?), kasıtsız, basit ve sıradan bir insan olmama bağlayarak, bunu hata yapma hakkım olarak sayıyorum izninizle.

Kişilerden ziyade ülkelerin ve halklarının iki yüzlülüğü ise hepimizin malumu. Tıpkı Türkler'in (Türkiye'de yaşadığım için buradan örnek veriyorum zira  hatasına sahip çıkan ülkeler de var ) kendilerini her zaman mağdur ve katliama uğramış, ama kendilerinin asla ama asla hiçbir cana katliam amaçlı kıymadıklarını savunmaları gibi büyük bir iki yüzlülükleri var.

Özetle attığımız her adım, tarihimizle harmanlanmıştır. Bugün de gelecekte  tarih olacağından, ona yön verirken önceki tarihle üzerimizde taşıdığımız başta da bahsettiğim o yükleri; yani nefretimizi, ideallerimizin ne kadarının hayata geçmişliğini, beklentilerimizin boşa çıkmışlığını, ihanetleri, afları ve büyük hasretlerimizi de yükleniriz. Ya kurnaz olup, yalanla dolanla(akp gibi) iyi hesapçılıkla (buna politika diyorlar) ya da duygusal ve dürüst olup hayalcilikle (sosyalist tüm partiler gibi) davranırız.

Ya kendini "Baş" zannedip tüm çürümüşlüğümüzle kötü kokulu ayaklarızdır aslında, ya da "Ayaklar" oldum derken aslında dürüstlüğümüzle, insani duruş ve hakkaniyetli davranışlarımızla, kardeşliğimizle onurlu ve yiğitçe bir hayat süreriz yerlerde sürünsek  de!


ilk yazım : 22 Nisan 2012 Pazar - 06:34