Mart 1995, Karayipler... Sarı; sıcak bir gün yine... ekvatora çok yakınız. İnanılmaz yakıcı ve bir o kadar da nemli birgün. Kumsaldayız... Yerli halkın koyu esmer, siyah tenleri dahi terden boncuk boncuk... Saçları neme karşı korumak ve şekillendirmek için özel bir solüsyon kullanıyorlarmış. O derece başedilmez bir sıcak ve nem var...
Uçuş ekibinden bir arkadaşımla, bize göre rüyamızda dahi olamayacağımız bu cennet sahilde bikinilerimizle bir uçtan bir uca yürüyüş yapıyoruz kahvaltı ertesi...
Ve işte O geliyor karşıdan, yanında F/O'su (ikinci pilot) ile ... görev yaptığımız uçağın Meksikalı Sorumlu Kaptan pilotu... Hakkında çok şey bilmiyoruz... tek bildiğimiz; uçtuğumuz havayollarındaki diğer tüm hosteslerin bu yakışıklı adama ilgi duyduğu, en azından sempati beslediği; ama onun kimse ile (güleryüzlü ve samimi davranışlar içinde olmasına karşın), ilgilenmediğiydi!... Bu sebepten, ona karşı daha büyük bir hayranlık ve saygı duyuyorum..... Bize doğru mu geliyor ?!... Mutlaka selamlaşacağız ve sonra da yanımızdan uzaklaşacaklar diye düşünüyorum... Ama hayır ! kısa bir selamlaşmanın ardından konuşma ortamı yarattılar bile... Bana dönerek "Şehriban sana bir şey sorabilir miyim izin verirsen" dedi... Böyle bir otoritenin görev harici ne sorabileceğini aklıma bile getirmeden, çok heycanlandım.. sadece "tabii kaptanım" diyebildim... zaten başından beri gülümseyerek konuşuyordu, şimdi daha da büyüdü o gülümseyiş. Heyecandan yanaklarım mı kızarmıştı ? Yoksa hava gittikçe daha mı ısınıyordu?!.. gülümsedim ben de !... "sence ayna ne işe yarar?" diye sordu arkasından... şaşırmıştım, " ne alaka" dedim içimden... heyecanım sürüyor... büyüyor.
Aklıma aldığımız eğitimler geldi hemen. Hayatta kalmak için işaret amaçlı aynayı nasıl kullandığımız falan... "hayır" dedi... gülümsemesi içimi işledi... hem utanıyor, hem de gözlerimi ondan alamıyordum. "gerçek anlamı ile soruyorum" dedi.. "kişinin kendini görmesine yardım eder" dedim... veeee.. ellerinin bir süre arkada durduğunu o an fark ettim kiii, tropikal inanılmaz güzel bir çiçeği bana doğru uzattı ve "işte bu senin aynan o zaman Şehriban" dedi !
Yanımızdaki Yasemin ve Fernando bir an için oradalar mıydı hiç düşünmeden, çiçeği alıp kendi elleri ile saçlarıma taktı...
Fernando'nun fotoğrafımızı çektiğini farkettim... Sonra sözleşmesi bitti ve Şili'ye başka bir firma için uçmaya gitti.
"unutma" derdi, "aynı gökyüzünün altında olacağız hep", "aynı bulutlar geçecek üzerlerimizden"... "onlara bakınca beni hatırla"....
O fotoğraf hala en sevdiğim, en anlamlı fotoğraf... Şu an düşünüyorum da, keşke daha cesur davransaydım. Keşke onu biraz yüreklendirip, hayat boyu sürecek gönül telaşları girdabına atmasaydım kendimi ! Ya da ne biliyim, onun öyle bir niyeti yoktuysa da, ben yaratsaydım niyetleri ! olur muydu ?! bunu asla öğrenemiyeceğim ne yazık ki!
Bilmemki ben de O'nun aklına hiç geliyor muyum acaba? Bense, onca kirlilik içinde Allah'ın bahşettiği ve varoluşlarımızın birbirini farkettiği o sihirli zamanlara hep şükrediyor; O'nu daima inanılmaz büyük bir sevgi ve saygı ile anımsıyorum.... Kulakları çınlasın...
14 nisan 2010, çarşamba, 09:05