Her sabah yeni bir umutla uyanan; her gece kimsenin namusu, onuru, haysiyeti ve gururu ile oynamadığı için huzurla başını yastığa koyan ve deliksiz bir uyku çeken!.
Yaşamın; bireyin kendi Manasını bulmada büyük bir fırsat olduğunun farkında olan;
geleceğe dair hayalleri ve umutları hiç tükenmeyen, hayata sıkı sıkıya bağlı, yaşam enerjisi Aşk’la beslenen; ama ölümden sonrasını da merakla bekleyen;
yaptıkları ile Var Oluşu’na anlam katmaya çalışan, yapmadıkları ile de kendisiyle övünen; dil, din, ırk, mezhep gözetmeksizin insan sevgisi ile dolu; milliyetçilikten uzak, global birliğe ve barışa inanan;
ülkeler arasındaki hudutları Devletlerin kanla çizdiğinin bilincine sahip ve buna inat o büyük Enerji(siz ona Allah diyorsunuz) tarafından, nimetleri ile beraber dünyanın hayvanlar dahil tüm canlılara sunulan ortak bir yaşam alanı olduğunu sıklıkla dillendiren;
her daim bilgiye aç; okumayı ve seyahati, macerası edinmiş;
onlar hak ettikleri için değil, kendisine huzuru ve barışı layık gördüğü için, yapılan kötülük ve ihanetleri affeden;
sayısız yıldızlardan ve üzerlerindeki yaşam ihtimalleri ile, uçsuz bucaksız bu evrende HİÇ olduğunun farkında olan bir dünya vatandaşı;
sevdiğine yenilmeyi, düşmanına karşı kazanmaya tercih eden sadık bir Aşk kadını; sonsuz kaynağı sürekli taşan tutkulu sevgi insanı.
Selam olsun, insana sırf insan olduğu için değer verene.
Zindan olsun bu hayat; “bizden, sizden” diyerek bölene, öldürene !
Ve en yüksek sesimle; Avaz Avaz : NE MUTLU İNSANIM DİYENE !
22/02/12
19/02/12
Alışkanlıklar, Hatalar ve İlk Cemre
Sigaraya olan net tavrım ve içkiyle aramın hiç olmamasını bir kenara bırakırsak; esasen,kendimi bildim bileli, ne sağlığıma ne de yediğime içtiğime dikkat ederim. Spor ise hak getire ! İştahlı sayılmasam da, öyle zamanlarım olmuştur ki, oturup bir kilo tatlıyı tek başıma yemişimdir...
Bunların, ya çok depresif olduğum ya da hormonlarımın değişim gösterdiği günlere tekabül etmesinin, basit bir tesadüften ibaret olduğundan çok emin değilim. Zira bakıyorum da depresif ya da diğer dönemlerimde bile bunu yapmıyorum artık. Kendimi daha çok çikolataya vurup, "Aptal Kutusu"nun karşısında izlediğim aşk filmleri ile yatışıyorum.
Çok değil şunun şurasında 5-6 yıl kadar önce gün içinde hayalini kura kura, en meşhur baklavacıdan evdekiler için 1,5 kilo, kendime de ayrıca 1 kilo tatlı aldığım çok olmuştur :) (şu an mutfakta oturma köşesinde bu satırları yazarken yüzümü bir tebessüm kaplamış olacak ki; etrafımda bir şeylerle uğraşan anneme, ne yazdığımla ilgili kısacık bilgi veriyorum :) düzeltme yaparak, kendime 2 kilo!, onlara ise 1 kilo aldığımı, hatta o kutuyu yatak odamdaki komidinde tuttuğum, benim sürekli yediğim, kiloları ise onların aldığı hatırlatmasını yapıyor :)))) O türden paketlerle eve geldiğim zamanlarda sevgili kız kardeşlerimin şaşkınlıkla karışık, dalga geçmelerine çok maruz kalmışlığım da vardır. Bir de tabii sinir oluşlarına ! Tabir yerinde ise ağızlarına boş kaşık götürseler kilo alırlarmış:) ben nasıl olur da almazmışım! Bunları okuduklarında bana yine uyuz olacaklar biliyorum :) Hatta çamurlar atarak, yine yüzümün kaşık kadar kaldığını ve daha çok yemem gerektiğini tembihleyecekler. Ama yemezler :) yani yerim de, öyle bariz kiloma sirayet edecek şiddette ve hiddette olan türden bir yeme alışkanlığım yok. neyse... ne diyordum aaa evet ! dediğim gibi onlar böyle benimle uğraşırken, ben onlar için haklı gerekçeler bulmaya çalışır: benim hiç doğum yapmadığımı hatırlatır, onların ise kilolarının karşılığı dünya güzeli yeğenlerimin olduğunu söylerim.
Nasıl atalarımız varmış bilmem (benim olmadıkları kesin), bazı sözlerine iştirak edemeyeceğim : bir dirhem et bin ayıp örter mi bilmiyorum ama ben ayıplarımla çok mutluyum:) Gerçi acil olarak spora başlamam lazım, o da ayrı bir konu ama yavaş yavaş doğanın bahşettiği şansa fazla güvenmemem gerektiğinin farkındayım! Ah bir de şu üşengeçliğimden sıyrılabilsem !!! Kalın ve ağır bir manto gibi, tam da gelip omuzlarımın ve sırtımın orta yerine çöreklenmiş durumda hain !
Bu sene İstanbul'a yağan ilk karın akşamı gelmiş olduğum ailemin evindeyim hala !.. Arada uğrayıp gerekli olan birkaç ufak-tefek eşyamı almamın dışında, evime uğradığım yok. Komik olan durum ise buraya "evim" diye yazarken bile aslında hiç de öyle hissetmeyişimle yine yüzleşiyorum şu an ! Ne olacak böyle bilmiyorum. Anneme kalsa bana ders verir bir haldeler. Yalnız yaşarsam, yalnızlığıma o kadar çabuk son verirmişim ! Babam ise annemin demesine göre "adam o dertle gidecek"miş!!!
Dün akşam erkek kardeşimin sözlüsü ile ailesi, nişan detaylarını konuşalım diye bizde yemektelerdi ! pardon ! bizde değil, annemlerdelerdi ! Herneyse... elbette tüm gün pişirdik, kızarttık, kaynattık, fırınladık, kabarttık, yıkadık, topladık, bir daha pişirdik şeklinde tekrarlı hallerdeydik. İşlerden benim payıma düşen kıymalı börek ile salataları yapmak olduğu halde, annemin yapacağı patatesli börek için kaynattığımız patatesleri, rende çok kötü yaptığı için çatalla bastıra bastıra ezmemi istedi annem. Ama ben patatesleri bu şekilde ezmek ilmediğim için, onları önce doğrama tahtası üzerinde, bıçak yardımı ile kesip, sonrasında büyük bir servis çatalı ya da benzeri ile ezeceğimi söyledim, gayet kendimden emin ve değiştirilmez bir karar almışlıkla. Annem "hayır şirvan öyle olmaz" ! ya nasıl olmaz, daha güzel olur. Biliyorum... o bunları söyleye dururken, ben çoktan istediğim şekildeki ortamı kurmuştum bile :) aman bir tavır, bir alınganlık. Mutfağın kendisine ait, özel bir alanmış gibi davranıyor ve bunu bariz hissettiriyordu yine. Daha anlaşılır anlatımla, bir miktar dominant bir karakter :)
Yanlışları ile ağır bedeller ödeyip, yüklerimizle bunun altında ezildiğimizi fark edene kadar, hayatımız boyunca, aslında çoğunlukla annemin istediklerini yapmışız meğer !Bu sebeple zihnimin ve kalbimin derinlerinde sakladığım düşünceler ve duygularla, zaman zaman anneme karşı yaptığım çıkışlar ve isyanlarla dışa vurumlar yaşadım. Dün akşam ki patates mevzu da buna iyi bir örnekti : dedim ki, anneciğim lütfen artık ne yapmamız gerektiğini söyleme, biraz olsun özgür bırak. Öyle bir hale getirmişsin ki, hem ayağımızdan kısacık zincirle bağlamışsın, kendi etrafımızda bile dönemiyoruz, hem de uçup gitmemizi ve sana göre hep en doğrusunu yapmamızı istiyorsun. Sen izin vermezsen nasıl yapacağız ! seni çok seviyorum ama lütfen izin ver bildiğim gibi doğrayayım şu patatesleri" ..... derin, uzun, upuzun bir sessizlik..... ondan derini bir iç çekiş ve doğrama tahtasına vuran bıçak ağzı sesleri....
Esasen annemi üzmek, hayatımda isteyeceğim en son şey sıralamasına bile giremez. Böyle bir listeye dahil bile edilemez! Annem mükemmel biridir. Fazla empatisinden ötürü, birey olarak çok fazla zarara uğratılmış bir masumdur bir de ! Hayatı boyunca adanmışlığından asla vazgeçmedi. Kendini unuturcasına, hep başkaları için güzel şeyler yaptı.
Evet O'na bazı açılardan kırgın ve hatta kızgınım ama doğru bildiklerinin, zaman zaman yanlışlara neden olmasını da çok insani buluyorum !
Hayatım boyunca hata yaptıklarını fark ettiğim anda şaşırdığım ve zor kabul ettiğim 3 insan modelim vardır: Annem, babam ve öğretmenlerim !İtiraf etmek gerekir ise, alışkanlıklarım adına yaptığım hatalar sebebi ile en kızgın olduğum kişi ve yine en çok anladığım kişi de bizzat kendimim !
Yaptığım hatalar mı alışkanlıklarımı belirliyor, yoksa alışkanlıklarım mı hatalarımı belirliyor ?! Biraz bunlarla ilgileniyorum son dönem ... Her ne sebeple olursa olsun, sonu gelmez sıcak savaşlarla cebelleşen, dört bir yanı düşmanla çevrilmiş, vatanını koruyan ordulara benzetiyorum kendimi. Tek kişilik ordu ! Hep yanlış yerde mevzilenir, hep kurşunlara gelirim ! 9 canlıyım desek yeridir ! Bu ululardan bir bahş'midir, ya da bahşiş midir bilinmez ama en çok da aşkta böyleyim? Birine ilgi duymaya başladığım anda, o birinin başka birine, hatta muhtemelen başka birilerine ilgisini fark ederim. Bakın bu da çok insani! Ego ile alakalı oldukça ! İstenmediğini bildiğin kişiye kendini istetmek, az önce bahsettiğim cephe hali gibidir. Kazanmayı istersin, çok istersin hem de! Sanırsın ki, o seni istese mutlu olacaksın ! Ama öyle değildir ! Mesele kendimizle ilgilidir. Gün gelip de o kişi bizi istediğinde, artık istemiyoruzdur. Çünkü geçmiştir. Geçiiip, öylece gitmiştir bizden!
Alışkanlıklarımızla öğrendiklerimiz devrededir ve bu da insanidir! Yoksa sorun insan olmakta mıdır !?
Dün gece, misafirlerimizin geç gitmeleri sebebi ile uyku saatimi atladığımdan uyuyamadım. Sabaha kadar tek eşli olan kuğuların aşk ritüellerini izledim gülümseyen bir yüzle :) Kuğu olasım geldi :) Allah'ım o ne aşk !! O ne sadakat !!! Bir hayvanın yaşadığı aşk hali bile, bu gidişatla sanıyorum benim hiçbir zaman başıma gelemeyecek !
En güzeli artık kendime acımayı bırakıp, şu kör olası alışkanlıklarımı ya da alışkanlıklarla yaptığım hatalarımı terk etmeli !:)
Bahar da kapıya dayanmış iken; ilk cemre ile aşkın da kalbime düşmesine izin vermeliyim artık :)))
11/02/12
Aşkın hudutları
Aşkın hudutları mı vardı yoksa ?
Doğru olan için yazılı kitabı mı bir de ? bilmediğim... okumadığım...
Öğretin, okullara gönderin kalbimi,
Hiç bilmiyor haddini
Şimdi'nin Değeri...
Son günlerde garip bir hal sardı beni. İçimden alıp valizimi uzaklara gidesim var. Zamanı olmayan yolculuklara çıkacak kadar özgürüm nasıl olsa? muhteşem! Sanırım annem babam tutamaz beni :) Daha bağlaycı, bir nebze hükmedici bir bağım yok ne yazık ki! Böyle konuştuğumu feministler duymasın :)
Yine de bazen keşke bu kadar özgür olmasam diyorum. Hep tez-canlı, çok hareketli oldum, hızlı düşünüp, hızlı karar verdim. Şu an bunları yazarken bile parmaklarımın hızına klavyenin algısı yetişemiyor. Ekranımda geriden takip eden harfler koşuyor peşimden... Hayatı da işte biraz böyle yaşıyorum sanırım. Yaşamaktan kastımın muhteviyatında iş-ev-iş hattının biraz dışındaki ayda birlik arkadaş toplantılarından fazla birşey beklemeyin! ama aklımla fikrimle, gelecek planlarımla; planlar uğruna bugünden yapılması gerekenler listemle tam bir yoğunluk ve koşturmaca içindeyim. Bilmem ki niye ?! Frenlere basıp soluklandığımda bakıyorum, elde var sıfır !
Herşey bir yana aslında yitip giden zaman şu an, yarın yok, belki hiç olmayacak. Bugünden yarını düşünürken, "şimdi" elden gidiyor oysa, ne acı ! Şimdi'yi değerli kılan da olmayınca, hayaliyle oyalanmakla bitecek ömür.
Büyük İskender'in yaşamını bilenler bilir; annesinin ayakları altına dünyayı serme ve çok zengin olma aşkı ile savaşlar yapan, kanlar döken imparator, gencecik yaşında aç gözlülüğü ve hep "daha çok" uğruna daha fazla savaşmak ve öldürmek zorunda olduğundan ağır koşullara yenik düşüp çok hastalanmış ve Atina'ya varamadan, annesini son kez göremeden ölmüş. Ölmeden önce başkumandanına son arzusu, iki elinin tabutunun dışında açık olduğu şekilde mezara taşınması olmuş. Herkes çok şaşırmış. "bu ne garip bir istek" demişler. Anlatacak takati olmayan İskender "Dünyadan boş ellerle gittiğimi göstermek istiyorum. Giderek daha büyüdüğümü, daha zenginleştiğimi zannediyordum. Fakat aslında yaşayamadıklarımdan dolayı sürekli yoksullaşıyordum. "
Kısacası , bilmem kaç yüzbinlere ve bilmem kaç uzun yıllarca ödemek koşulu ile aldığınız eviniz, arabanız ve başka başka değerli olduğuna inandığınız mal ve mülk canın yongası ama; daha kıymetlisi ŞU AN, ŞİMDİ, ŞU DAKİKA'dır... Yitip giden ŞİMDİ'yi satın almak imkansız...
Yaşanılan anı nitelikli kılıp, zenginleştirmek ve katma değerlerle süslemek; bizi yeni doğmuşcasına o toy hallerimiz gibi heyecanlı ve mutlu kılar kanısındayım. Tecrübe ile sabittir ki, mutlu olduğumuz anlar hızla tükenir ve zaman nasıl geçer hiç anlamayız, bu da o anın ne kadar değerli oluşuyla ilişiklidir.
Zaman madem tükenen bir miktara sahip, kıymetli tükenişlerle dolduralım içini. Sonuçsuz koşturmacalar, gereksiz savaşları çıkaralım hayatlarımızdan. Daha sade, basit, daha hissederek, farkederek, katılarak yaşayalım... Daha çok okuyup, daha çok sevelim birbirimizi; ailemize, arkadaşlarımıza daha çok zaman ayıralım; daha az konuşup, daha çok dinleyelim; içtiğimiz suyun, yediğimiz ekmeğin kıymetini bilip sadece karnımızı doyurmadan ziyade saygı duyalım nimetlerimize; yüzümüzü güneşe olduğu kadar yağmura da çevirelim; daha çok gülümseyip, daha çok olumlu düşünelim; çatışmaya ramak kaldığımız kişinin de bir annenin biricik çocuğu olduğunu aklımızda tutalım... daha çok sevip, sevdiğimizi söylemekten çekinmeleyim. sakin huzurlu akan bir nehir olup, vadilerdeki çiçekleri sulayıp, can olalım, canan olalım...
Gelişip mutlu olmak adına aldığım yeni kararlara ŞİMDİ'NİN DEĞERİNİ BİLMEYİ en üste gelecek şekilde not aldım kendime.
Ne diyeyim , darısı başınıza:)...
21 Nisan 2011 Perşembe, 19:02 tarihinde eklendi
10/02/12
Sen Başka Elleri Tutarken, Benimkiler Üşüyor...
Yüzünü hiç görmediğim çocuğum,
Gitmediğim ülkelerdeki yaşantım kadar uzaksın bana.
Varsın şükür ama, hiç olmadın oysa.
Ellerinde eller, kalbin doymuş tok;
Benimkiler çok üşüyor, hiç haberin yok...
24 Nisan 2011 Pazar, 12:36 tarihinde eklendi
En zor Cinayet İntihardır...
En zor cinayet intihardır sevgili; yazıktır kıyma !
Sen ayrılırken, öldürüyorsun kendini de benle; günahtır yapma !
Sanıyorsun kolay dolar yerim; kolay dolar yerin; unutursun sanma !
Hatırla, ömrünün kaçıncı yılına rastladın bana ?!
Diyorsun ki; "asla yalnız kalmayız"
Diyorum ki; "ama bensiz kalırsın, ama sensiz kalırım"
Zordur sevildiğini bilerek intihar cinayet, ne olur yapma !
Katlimize fermanı sil dilinden; çılgınlık bu ! çaresizce bakma !
Bırak şair yalancı çıksın,
Sevgili, seveni öldürmesin... öldüremesin !...
11 Ağustos 2011 Perşembe, 02:22 tarihinde eklendi
Sen ayrılırken, öldürüyorsun kendini de benle; günahtır yapma !
Sanıyorsun kolay dolar yerim; kolay dolar yerin; unutursun sanma !
Hatırla, ömrünün kaçıncı yılına rastladın bana ?!
Diyorsun ki; "asla yalnız kalmayız"
Diyorum ki; "ama bensiz kalırsın, ama sensiz kalırım"
Zordur sevildiğini bilerek intihar cinayet, ne olur yapma !
Katlimize fermanı sil dilinden; çılgınlık bu ! çaresizce bakma !
Bırak şair yalancı çıksın,
Sevgili, seveni öldürmesin... öldüremesin !...
11 Ağustos 2011 Perşembe, 02:22 tarihinde eklendi
Daha mı güzel şimdi ?...
Sen el, ben el şimdi
Sen ayrı, ben gayrı şimdi
Söyle! daha mı güzel şimdi?
Yazan: Şehriban Demir · 16 Ağustos 2011 Salı
Ah güneş bir açsan keşke...
Günlerdir dinmez bir yağmur üstümüzde...
Ne şairane bir hava !... Yaz diyor, durma ! Beni de kendine benzetmek ister zoraki.
Ah güneş, nerdesin, neredesin be kuzum?! Gel de bu melankoli, bu med-cezir'lerden kurtar
Yoksa delinin tekiyim bilirsin, gider dayanırım kapısına, hiç affetmez bir de teslim olur bana mazallah !
Gel yeniltmeden beni "elde var'lara", sarıltmadan bir riyakara,
Döktürmeden eteğimdeki çiçekleri, göster kendini yalvarırım.
Ah güneş bir görsem seni sıcak sıcak, bir görsem !
Takarım peşime güzelleri, "O" hiç umurumda olmaz hiç !
Vuslat Bir Hayal İse...
Bırak böyle geçsin ömrü Aşk'ın; alıştı gör işte...
Bırak sensizliğe; bırak gideceksen yine
Bırak gözyaşları selinde, kaybolsun aşkın cismi,
Saplansın, çürüsün balçıklarda, kalsın sensiz
Yok say gitsin yine, yok, dön git yine
Bırak hasretinde; bırak geçmişinde
Yüzünün hiç gülmediğini bile bile, bırak Aşk'ı yine
Hiç olmamış gibi, olmamışsınız gibi...
Hiç sevmemişsin gibi, bırak bulduğun yerde.
Tuttuğun aşk ellerini, sardığın Aşk'ın belini, aklını, fikrini, ruhunu
Bırak, bırak gönder gitsin ellere,
Bırak kalbini, bırak dünyasını, büyütme hayallerini...
Bırak kendi haline, bırak gitsin !
Biraz olsun sevdiysen, yardım et sona ermesine
Gözlerine derin derin bakarken;.... vazgeç yine.
Sesizce, usulca bırak; bırak git yine
Ve aşk gözlerine gözlerini kilitlerken
Son kez sarılıp öp dudaklarından hasretle,
Utancın çıkmazında ne yapacağını bilemezken, tut at uçurumlara!
Aşk düşerken; seyret ardından,
Taşlara geldi Aşk ! İmkansızlıklara geldi !
Kanlar içinde üstelik; olsun varsın... acıma!
Acıma ki çoğalmasın Aşk; dirilip can bulmasın
Gel ! yattığı yerden, al götür yalnızlığın ta dibine
Kucağında inlerken, dudaklarındaki "seni seviyorum"a hiç aldırma
Derin karanlık, çiyanlı bir mezara at
Sonra ört üstünü sıkıca, ört ki hiç nefes almasın,
Sarsın topraklar senin yerine, hiç bırakmasın
Aşk böyle biterken, sen en doğrusunu yaptığını düşün yine
Bırakıp git, dönme geriye, bırak gitsin ellere
Uzanmışken sensizliğe, dua et ardından...
Başucunda anılarınızı hatırlat bir de,
Sonra bir masal anlat; esas kız Aşk olsun, esas oğlan sen tabii ki...
Hiçbir masal kötü bitmez, ne güzel !...
Sonra beyaz bir gül dik toprağına.
Hangi Aşk gözyaşını tanımaz bilmez ki ?!
Sula aşkın toprağını çaresizliğinle; çürüyen bedenine değinceye kadar ağla
Yana yakıla o türküyü mırıldan, "yarim yarim", bilirsin çok sever Aşk
Vuslat bir hayal ise, bırak ölsün sensiz
Vuslat bir hayal ise, bırak ölsün sensiz
Bırak gömdüğün yerde,
Bırak çek git yine ...
29 Ocak 2011 Cumartesi, 12:07 tarihinde eklendi
Kalpsiz...
Denenmiş bir tarihin yazdığıyım, tekerrürden uzak...
Tek hakkım var O'na !
Karanlık, ıssız dehlizlerin çığlığı iken ben; yalvarıyorum ya işte ! tutsun diye; yetişip gelsin diye...
Heyhat ! çaresiz ! O kör, sağır, dilsiz;.. Üstelik ağır şekilde kalpsiz...
21 Ocak 2011 Cuma, 18:35 tarihinde eklendi
Uzun bir yoldan geldim birtanem...
Öyle yorgun, öyle dingin ki bu beden; kollarında uyuyabilirim de, yorulabilirim de.
Öyle acıttı ki canımı hayat, öyle sevindirdi ki bir de; sana sarılarak ağlayabilirim de,
kahkahalarla gülebilirim de !
Öyle bekledim ki seni sevgilim; öyle vazgeçtim ki bir de; "hoşgeldin" de diyebilirim, "hoşçakal" da...
28 Kasım 2010 Pazar, 11:49 tarihinde eklendi
Huzur
Derler ki insan vücudunu oluşturan tüm parçalar, saçlar, gözler, cilt, kemik yapısı ve diğerleri en az 7 kez değişirmiş...
Giysi ölçüm farklı kalıplardan dolayı 34-36 arasında gezinse de, sanırım ayaklarım bir miktar büyüdüler ! 37'den 37,5 a hızlı bir geçiş yaptım... Ayak rahatlığını hiçbir şeye değişmem gerçekten...
Son günlerde her konuda rahatlığıma pek düşkün oldum... Ruhla başlayıp bedenle tavan yapan hislerin toplamıymış "huzur"...
Beni sıkan herşeyden çok çabuk ve kati alınan bir kararla vazgeçip keyfime bakıyorum artık...
oh be dünya varmış:)
09/02/12
Aşkım, Mucizem Olacak ...
Daha genç yaşlarımdayken bir masala inanırdım, sanırım o masala hala inanmaktayım :) bir gün biri çıkıp gelecek ve ellerimden sımsıkı tutacak, hiç bırakmayacak.
Büyü gibi, sihir gibi bir şey olacak. Aşk bir mucize ya hani; işte o mucize benim de başıma gelecek.
Aşkım bir mucize olacak :)
Ve O’na seslendiğimde, “hey mucizem, seni çok seviyorum” diyeceğim…
ilk yayınlanma : 26 Eylül 2010 Pazar, 15:55 tarihinde eklendi
Adını "AŞK" Koyacağım
Günün birinde, hayat bu hiç belli olmaz ! Bir kızım olursa eğer, adını AŞK koyacağım !
Ona çok iyi bakıp, çok iyi büyüteceğim.
Herkes görsün, bilsin ki; özenle büyütülürse AŞK'ın ömrü uzun olur !
Taksim Metro'sunda Bir Sabah...
Elleri ve yüzü tozdan veya yapışkan olduğunu düşündüğüm bir maddeden simsiyahtı, muhtemelen çok fazla emek ve beden gücü isteyen ağır bir iş yapıyordu. Üstü başı da en az elleri ve yüzü kadar bakımsız ve kirliydi. Herşeye rağmen eski montunun içinden Fenerbahçe'ye ait t-shirt'ü giymiş olması, onun da VIP localarında oturup bir yandan kendilerine servis yapılan bir yandan da tuttuğu takımı en rahat şekilde izleme imkanı bulan “paralılar?” kadar sosyal bir varlık olduğu gerçeğini ispatlıyordu. Parası hiç yoktu; yeteri kadar uyuyup dinlenecek zamanı da ! Tüm imkansızlıklara rağmen, gayet insani bir hevesi yüreğinde/beyninde barındırabiliyordu işte !
Yarı açık bir tamirhanede kaportacı olduğunu hayal ettim. Günün henüz başında ve sadece 15 dakika süren 4 Levent - Taksim metro hattında, hırıltılı nefes alış-verişlerle, bu kadar derin uyumak için kimbilir ne kadar yorulmuş ve yine kimbilir, ne kadar az uykuyla güne başlamak zorunda olmalıydı ?!
Herkes metro treninin vagonlarını son durakta boşaltırken, o üst bedeniyle hafifçe koridora doğru sarkmış, ağzı yarı açık, gözleri yumuşak bir şekilde kapanmış, açıldı açılacak bir şekilde hala uyuyordu.
Göz ucuyla seyrederken, kendime baktım bir de ! ve çok utandım !.. Üzüldüm…
Elbette hayatlarımızın hiçbiri bir diğerine tornadan çıkmışcasına benzeyemezdi ! Ben şartlarımla ilgili, az da olsa aklımdan geçirdiğim, gereksiz şikayetlerim adına kendimden utandım ! Ve hayatım boyunca kendimden utandığım, utandırmaktan korktuğum tek kişi olarak ben;.. kendimden;.. Şehriban'dan utandım!
Adeta görünmezdi !..., Benden başka kimsenin dikkatini çekmemiş olamazdı ! Neden peki herkes yürüyüp gidiyordu!?
Uyandırmak istedim….
Omuzuna hafifçe dokunduğum ve uyandığında gayri ihtiyari göz göze geleceğimiz ve beni yanlış anlayabileceği, hatta ben ona bu kadar üzülürken onun bir sapık olabileceği, ona yardımımı yanlış anlayabileceği, peşimi bırakmıyacağı senaryosunu bir anda yazdım (ben dayanılmaz çekici bir kadındım ya!). Ve dokunmakdan vazgeçtim !
Sonra bu kötü niyetli düşüncemden de utandım ! Uyandırmak için geri döndüğümde çoktan uyanmış gözlerimin ta içine bakarak : "hakkımda neler düşündüğünü biliyorum" der gibiydi.. bakışlarımızdı konuşan: ben de "umurumda değil ne düşündüğümü bildiğin", "öğretilmiş endişelerimin sebebi olmasan da, yeniler için bir potansiyeldin" dedim.
Telaşla yürüyüp, geçip gitti yanımdan…
Dayanılmaz bir kadın olmadığımı anladım…
Güne muhteşem başladım...
20 Eylül 2010 Pazartesi, 21:26 tarihinde Şehriban eklendi
Sen "benim" sevgilim olsaydın...
Sen eğer, benim sevgilim olsaydın; seni aşka öyle inandırırdım ve aşkım seni öyle sarardı ki; en son ne zaman bir kadın tarafından böyle hissettirildiğinle, şu an arasında bir hesaplama yapmak zorunda kalırdın.
Sen “benim sevgilim” olsaydın, sana hergün öyle çok sarılır, başımı boynuna gömer, kokunu içime çekerek seni öyle çok öperdim ki ; kendini tutamaz defalarca beni ne çok sevdiğini söylerdin. Dünya durur sadece sen ve ben olurduk, günlerce bitmez bir sevgiyle sabahtan akşama, akşamdan sabaha dek, ter içinde kaybolurduk birbirimizde.
Ait olmanın/sahip olmanın, birine Aşk’la bağlanmanın, sevgiye dair bir sonuç olduğunu anlardın,... sen; "benim" sevgilim olsaydın eğer...
02 Eylül 2010 Perşembe, 15:20 tarihinde eklendi
"Hiç"e tamah...
Zihnimde gezinen bütün konuların, dönüp dolaşıp O’na çıkması tesadüf mü ? Hep ona doğru çekilmem; hep onu düşünmem; onsuz bir hayatın hayat olmayacağı ve vücuda gelmemesi ile daima ümitsiz olarak varsaydığım ihtimaller hayali ile oyalanmaya bile gönüllü olmam normal mi ? Gerçek aşka hiçbir zaman rastlamamış Ben’in durumu; kendini örgülü saçlarını açtıktan sonra güzel hisseden bir köylü kıza mı benziyor yoksa ? Oysa hiç rekabetsiz bütün kız çocukları güzeldir; tıpkı aşkı yaşamadığı halde, aşkla dolu bir kalbe sahip biri gibi. Tıpkı tertemiz hayaller taşıyan, tüm masum insanlar gibi.
Şaşıyorum doğrusu ! Hem bu kadar O’nsuz hem bu kadar O’nunla ! Takdir mi etsem kendimi ya da akılsızın tekisin deyip alıp yerden yere mi çalsam kalbimi.
Yaptığım her işi, her oluşu sanki biraz daha O’na yaklaşma, O’nu bulma ümidi ile yapıyorum. Gittiğim yerlere O da orada olabilir diye gidiyorum, konuştuğum insanlarla O’nu tanıyor olabilirler diye konuşuyorum. Bir elbise alırken, O’nun üzerimde görme ihtimali var diye özenle seçiyorum. Aynada seyrediyorum en güzel beni bulana dek. Beni bir tek o sevsin, bir tek bulsun istiyorum. Aşk olsun istiyorum. Çok şey mi istiyorum ?
Bunca O’nsuzluğa rağmen, hep yanımdaymış gibi davranıyorum. Her hareketim, her sözüm O beğensin diye şekilleniyor. Hayali bile yetiyor desem yeridir. Bir köşe başında, beki de şu sokağı hemen geçince çıkacak karşıma. Hatta ansızın yağarken karlar; O üşümüş, ama vazgeçmeden aramaktan beni çalacak kapımı. Belki keşke daha önceden O’na rastlayınca neler söyleyeceğimi düşünseydim, hatta kendi kendime ayna karşısında çalışsaydım diyeceğim. Sonra "bana böyle şeyler olmaz" diyerek buna önceden çalışmadığıma kahredeceğim, kimbilir ?!
Ah Tanrım, büyük Allah’ım; ne kürk isterim, ne altından bir yüzük; ne saraylar ne hanlar hamamlar. Borçlu kalmak istemiyorsan; tek isteğim yazmandır alacak defterime Aşk’ı; benden asla gitmeyecek Yar’ı !
Aşk’la kalbime kastolan onca hileye rağmen ve bendeki bitmez tükenmez, sarsılmaz ümitlerimle büyüttüğüm sıcaklığın; ağırlığınca karşılık bulamaması; önü alınmaz isyanlara neden olsa da çabuk toparlıyorum sanırım.
Ne bir asi olup dağlara çıkıyorum, ne de bu uğurda kendimi harcıyorum boşvererek. Herşeye rağmen, yine - yeniden koşuyorum yorulmadan düşlerimin peşinden...
Her hamle bir umut, her umut hayran O bendeki Aşk’a sadakatime !
Sadakatle övünürken kanaatkar oluşuma; çocuk kandırır gibi kandırıp kendimi, "hiçe" tamah ediyorum biriken sevgimi ...
Şaşıyorum doğrusu ! Hem bu kadar O’nsuz hem bu kadar O’nunla ! Takdir mi etsem kendimi ya da akılsızın tekisin deyip alıp yerden yere mi çalsam kalbimi.
Yaptığım her işi, her oluşu sanki biraz daha O’na yaklaşma, O’nu bulma ümidi ile yapıyorum. Gittiğim yerlere O da orada olabilir diye gidiyorum, konuştuğum insanlarla O’nu tanıyor olabilirler diye konuşuyorum. Bir elbise alırken, O’nun üzerimde görme ihtimali var diye özenle seçiyorum. Aynada seyrediyorum en güzel beni bulana dek. Beni bir tek o sevsin, bir tek bulsun istiyorum. Aşk olsun istiyorum. Çok şey mi istiyorum ?
Bunca O’nsuzluğa rağmen, hep yanımdaymış gibi davranıyorum. Her hareketim, her sözüm O beğensin diye şekilleniyor. Hayali bile yetiyor desem yeridir. Bir köşe başında, beki de şu sokağı hemen geçince çıkacak karşıma. Hatta ansızın yağarken karlar; O üşümüş, ama vazgeçmeden aramaktan beni çalacak kapımı. Belki keşke daha önceden O’na rastlayınca neler söyleyeceğimi düşünseydim, hatta kendi kendime ayna karşısında çalışsaydım diyeceğim. Sonra "bana böyle şeyler olmaz" diyerek buna önceden çalışmadığıma kahredeceğim, kimbilir ?!
Ah Tanrım, büyük Allah’ım; ne kürk isterim, ne altından bir yüzük; ne saraylar ne hanlar hamamlar. Borçlu kalmak istemiyorsan; tek isteğim yazmandır alacak defterime Aşk’ı; benden asla gitmeyecek Yar’ı !
Aşk’la kalbime kastolan onca hileye rağmen ve bendeki bitmez tükenmez, sarsılmaz ümitlerimle büyüttüğüm sıcaklığın; ağırlığınca karşılık bulamaması; önü alınmaz isyanlara neden olsa da çabuk toparlıyorum sanırım.
Ne bir asi olup dağlara çıkıyorum, ne de bu uğurda kendimi harcıyorum boşvererek. Herşeye rağmen, yine - yeniden koşuyorum yorulmadan düşlerimin peşinden...
Her hamle bir umut, her umut hayran O bendeki Aşk’a sadakatime !
Sadakatle övünürken kanaatkar oluşuma; çocuk kandırır gibi kandırıp kendimi, "hiçe" tamah ediyorum biriken sevgimi ...
Sadelik..
Sade(-ce) ve sadelikten yana oldu yüreğim hep. Hayatımdaki herşeyi sadeleştirebilmek ve işte o herşeyin ortasında, bütün karmaşıklıklardan, bütün o yorucu koşturmacalardan uzak, öylece... ve tamamen sessizce, gerçek benliğimi tanımanın hazzı ile yaşayabilmek.
Hem hayatın içinde , hem de bir anlamda dışında katılımcı bir seyirci gibi, çok önemsemeden, onun tüm geçiciliğinin gerçekliği ile ümitleri boş hayallere bağlamadan, öylece basitçe yaşamak...
Onca yaşanmış yıllarımız boyunca olagelen seramoniler/törenler vardır ya hani... onlar için yorduğum fikrimi, daha faydalı işlere yorsam. Tek tip giyinsem mesela... Ya da hiç boyamasam saçlarımı gözlerimi, yaradılışımdan gelen güzelliğimle, insanlığımla doldursam odaları, dostlukları...
Hergün "bugün daha iyi bir insan olacağım" diye uyanıyor, "yarın bugünden daha iyi olacağım" diye uykuya dalıyorum. Ama sade, ama kendim... yapmacıksız, kendimi yormadan, kimseleri yormadan biraz daha çok Şehriban Şirvan olmak için...
Ne kadar uğraşırsam uğraşayım kendimle, hep çok şeyim, hep her yerdeyim... hep de bu uğurda hiçbir şey!
Ellerimi tek dileğe, tek duaya,bir gün "az da olsa, piştim/büyüdüm" diyebilmek adına açıyorum...
07 Haziran 2010 Pazartesi, 20:52 tarihinde eklendi
Hiç küçük bir bebeği seyrederken, içinizden ağlamak geldi mi?
Annelik nasıl bir şey hiç bilmiyorum ( belki de Allah böyle bir duyguyu hiçbir zaman layık görüp kısmet etmeyecek), bildiğim tek şey: bütün çocukları hiç ayırt etmeksizin çok ama çok sevdiğim ve onlardan birini doğurmamış olsam da, en az bir anne kadar yüreğimde ve ruhumda "anaçlık duygusu" nu taşıyıp, gerektiğinde uğurlarında canımı bile hiç düşünmeden feda edeceğim duygusu ile yaşadığımdır...
Onların o masum, savunmasız hallerine yüreğiniz sevgiyle, gözleriniz yaşlarla dolarak baktınız mı hiç?
Zamanım geldiğinden midir nedir, bebeklere bakamıyorum. Çünkü baksam biliyorum ki, içimdeki o sonsuz sevgi yine şahlanacak, çıldırmışcasına gözlerimden taşmak için beni zorlayacak, kendimi ne kadar engellemeye çalışsam da en azından gözlerim nemlenecek ve eminim biri görse "bu kadın deli " diyecek :)
O minik elli, minik ayaklı sevimli, dünyanın en güzel parfümlerinden daha güzel kokan şeyleri alıp en güvenli yerde ciğeriminde saklamak, kalbimin üzerinde taşımak istiyorum.
Düşünsenize o kadar savunmasız ve küçükler ki, onlara istediğiniz herşeyi yapabilirsiniz, kendilerini koruyamazlar, itiraz edemezler, öylece durdukları yerde dururlar ! Allah'ım sen koru onları !...
Ben çocuklarına, hele hele de henüz bebek denecek kadar minik yavrularına şiddet uygulayan insanların bu dünyada nasıl olur da bizler gibi normal olanlarla aynı havayı soluma hakları olduğuna bir anlam veremiyorum. Tamam hümanistim , tamam insanlara karşı anlayış ve empatim vardır. Ama kimse bana kendi doğurduğu olsun-olmasın, minicik bir varlığa neden zarar vermek istediğini anlatamaz, açıklayamaz ! Böyle bir şeyin tek açıklaması o zalim insanların birer CANAVAR oldukları ve bu dünyada yerlerinin olmadıklarıdır !!!!
Çünkü birçok çiftin sahip olamadığı , birçok kadının hasret kaldığı o MUCİZE VARLIĞA anne - baba olmuşken, bunun kıymetini bilememelerini anlayamıyorum.
O nedenle benim çocuğum olmayan , benimle hiçbir kanbağı bulunmayan, öylesine yolda , pazarda , herhangi başka bir yerde çocuğuna bağıran, kendi psikolojik sorunlarının yansımalarını o minicik yavrunun üzerine kusan insanlara rastladıkça, artık dişlerimi sıkmayı ve yüreğimin sızlamasını beklemeden, herkesin içinde o anne - baba namzetlerini utandıracak şekilde ( tabii utanmaları sıkılmaları var ise !) tepkilendiriyorum, deşifre ediyorum !! En azından " lütfen bağırmayın, bakın ne kadar korktu " diyebiliyorum! Onlar doğurmuş olabilir, ama bence onlar HEPİMİZİN ÇOCUKLARI !!!
Bir bebek, minik bir çocuk, çocuklarımız... onların hepsi ümidimiz, geleceğimiz, aşkımız, sevdamız, hayallerimiz, hasretimiz, canımız, ciğerimiz, en değerli varlıklarımızdır.
Bir bebekle hayata daha sıkı sarılırsın, çünkü artık bir nedenin vardır !
Bir bebekle kendini unutur, onunla dolarsın.
Bütün kötülüklerin ona değil , sana gelmesi için ellerini açar, dua edersin.
Bütün hastalıkların, bütün belaların ondan uzak durmasını dilersin.
Cebindeki son kuruş dahi olsa, senin ihtiyaçların herzaman bekleyebilir, onu mutlu etmek istersin...
Sorunlu bir günün ardından, ona kavuşacağın anlarla avunursun, beklersin, sebat edersin...
Geceler boyu uyumayıp seni canından bezdirse de bir gülücüğüyle bütün yorgunluklarını unutur, onu koklarsın... İşte o an bütün sıkıntılara değerdir...
Bir bebekle daha insan olursun, anneni daha iyi anlarsın... Hani hep derler ya " inşallah sen de bir gün anne olursun da beni anlarsın " :)
Bir bebekle hayaller kurar, daha uzun yaşamak için, onu yalnız bırakmamak adına kendini adarsın...
Çünkü gün gelipte o bir doktor, avukat ya da öğretmen olunca yanında olmak, o günleri görmek istersin...
Bütün hayatını öylesine doldurur ki, onu uyurken izlemeyi bile dünyanın oscar'lı en güzel filmlerine tercih edersin... Ellerini nasıl yanağına yakın koyduğuna, uyku esnasında alt dudağını hafifçe oynatışına, o hızlı ve minik minik nefes alış-verişlerine, küçücük ayaklarına, yatakta uzanışına uzun uzun dalar gidersin....
Hayatta yapamadığın herşeyi onun başarmasını ve çok ama çok mutlu olmasını istersin, kendi kendine sözler verir, ona çok iyi bakacağını yinelersin... Gözbebeğinden öte, anlatılmaz bir değeri vardır çünkü....
O her ne kadar bilmese de , hiçbir zaman ne kadar büyük bir sevgiyle sevildiğini anlamasa da karşılık beklemeden verirsin sevgini...
Dünyanın en kötü insanı olsa , belki de en başarısız, yine de seversin, çok ama çok seversin onu...
Birgün gelir yüreğin onun derdiyle yanarsa, kimse yanmazken senin kadar, sen kavrulursun, kül olursun ! Çünkü sen bir annesin ve çünkü sen bir babasın; o da senin canının ta içi...
Anne ve babaların çocukları için yaptıkları hiçbir şeyin hesabı olmaz... Hesapsız olursun, onca emek verdiğin başka işlerin gibi değillerdir, hiçbir planın yoktur onun mutluluğundan başka... Birgün gelipte karşına vefasızca çıkıp seni üzse de, sen ona hiç kırılmazsın, belki bir an anlaşılmamak seni burksa da , sevginden hiçbirşey eksilmez, sen yine seversin; daha doğrusu sevmelisin.
Bir yerde okumuştum, şu dünyada çok az insan gerçekten aşka rastlıyormuş !. Birçoğumuz o duyguları yaşayamadan hayatımızı noktalandırıyormuşuz ! Ama ben ona bir ekleme yapmak istiyorum, BENCE BİR ÇOCUK SAHİBİ OLMUŞ HERKES GERÇEK AŞKI TATMIŞ DEMEKTİR BU HAYATTA !!! Ve tarifini bir türlü bulamadıkları karışılık beklemeden duyulan"gerçek aşk" var ya hani, işte o kesinlikle çocuklara-bebeklere duyulan aşktır!!
Büyük Allah'ım çocuklarımızı korusun ! Yüzlerindeki gülüşü, gözlerindeki pırıltıyı, o minik yüreklerindeki coşkuyu/sevinci hiç ama hiç söndürmesin !...... Canlarım canlarım benimmm... Hep mutlu olun inşallah... Hepinizi çok seviyorum miniklerim benim....
25 Temmuz 2010 Pazar, 20:49 tarihinde eklendi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
