Artık biliyorum;
yaşlı teyzelerin, yaşlı amcaların, ziyaret ettiğimde, gelişimden neden çok çok
mutlu olduklarını, neden yüzlerini bir anda çocuksu gülümseme ile karışık
coşkunun kapladığını ! Dün akşam evimin ilk misafiri geldi ! Hem de ansızın,
eski usül ! Gerçi eski usulde de çoğu zaman "bir maniniz yoksa, akşam annemler
size gelecekler" diye evin en küçüğü gönderilir, bir destur alınırdı. Ama bu
gelen ansız ve apansız misafirim, alt komşumun tek ve yegane
çocukları Seda'ydı.
Aynı zamanda aile dostumuzun kızları olan Seda, elinde bir defter,
kalem ve bloknottan hoyratça çekilip koparılmış olduğu kenarlarından sarkan
kağıt parçalarından belli olan 3-5 ayrı defter sayfası ile gelmişti. Hafif ön ve
yana eğilerek, yüzünde mahçup gülümseyen bir ifade ile "iyi akşamlar, müsaait
misin Şirvan abla?" diyordu... Üzerimde pembe, heryerinde karikatüre edilmiş
minik kedi figürleri olan polar pijamam, koyu pembe hırkam ve ayaklarımda
patiklerimle muhteşemdim.
Televizyonun sesinden ve evde benim dolaşma
seslerimden başka bir ses olmayan evimde, haftaiçi iş dönüşü tam da kendimi
sermiş ve düşündüğüm tek şeyin TRT 1'deki Seksenler dizisini izlemek ve
sonrasında da gidip mışıl mışıl bir uyku çekmek olan ben, yine de başka bir
insanın evime gelmesi ile inanılmaz mutlu oldum ki, sormayın gitsin. Kocaman
gülümsememle "hoşgeldin canım benim, yok yok dışarda çıkarma, lütfen içeri
alalım ayakkabılarını " dedim.
Sanki az önce
televizyon ve uyku planı ile çoktan mayışmaya başlamış ben değildim. Bir
canlılık, bir hareket ve elbette bir mutluluk geldi bana anlatamam. Ya
dedim kendi kendime "demek yolda orda burda gördüğüm, mahalle büyüklerimiz ya da
bir şekilde tanıdığım yaşlı, yalnız ve çocukları tarafından kırk yılın başında
bir hatırlananlar için, zaman zaman durup yanlarında kısa sıcak sohbetler
etmemin veya evlerine kısa da olsa yaptığım ziyaretlerin, anlamı cidden çok büyükmüş ". Seda'nın gelişi ile mutluluk halimi o yaşlı ve
unutulmuş insanlarınkine benzettim.
Bu arada babaannem anlatır, ki ben
zar-zor/hayal-meyal hatırlıyorum: henüz 6-7 yaşlarımda iken babaannemin gözleri
görmeyen yaşlı kayınvalidesinin evini süpürür silermişim, onunla zaman geçirir
sohbet edermişim. Hatıralarımdaki tek görüntü çalı süpürgesi ile önceden
ıslattığım toprakımsı evinin zeminini büyük bir çaba ile süpürüyor olmamdır ne
yazık ki! Ta o günlerde belliymişim yani :) Şaka bir yana ama gerçek olan; yaşlılara da en az çocuklar kadar dayanamamdır !
Düşünüyorumda hafıza denilen şey
ne kadar nankör ! Yabancı dil öğrenirken, öğretmenlerimizin bize, çok tekrarın
unutturmayacağını, öğrendiklerimize süreklilik katacağını söylemelerini keşke
hatıralara da yapabilseydik ! Elbette güzel hatıralarımıza ! Oysa ki geçip giden
mutlu bir anın, ne yazık ki tekrarı yok ! Aradan geçen uzun yıllar,
hatıralarımızı silikleştirse de yaşanmışlıkların ruhumuzda bıraktıkları, hep
payımıza düşenin az olduğu ile şikayet bulur. "Ah keşke, şimdiki aklım o zaman
olsaydı" deriz, yitip giden anların ve o anları paylaştıklarımızın eskide
kalışları ile...
En acıtıcısı ise, o anı bize veren kişi ya da kişilerle çekilmiş bir tek fotoğrafımızın olmamasıdır. Bir fotoğraf ve onun hikayesi... O fotoğraftan önce olanlar, o fotoğraftan sonra olanlar...
Karesinin içinde olduğum çok fotoğrafım var, hikayeleri bana ait olan.
Oysa hikayesini özel biri ile beraber yazacağımız bir tek fotoğrafım olsun isterdim.
Ve asla hatırlamak zorunda olmadan...
1 yorum:
Gerçekten mükemmel bir kalemin var.!' desem abartmış olmam sevgili ablacığım.Okuduğum ilk satırdan itibaren , inan bana tüylerim diken diken - gözlerim dolu - boğazım ise düğümlerle sıkıştırdı beni...
Yorum Gönder