19/02/12

Alışkanlıklar, Hatalar ve İlk Cemre


Sigaraya olan net tavrım ve içkiyle aramın hiç olmamasını bir kenara bırakırsak; esasen,kendimi bildim bileli, ne sağlığıma ne de yediğime içtiğime dikkat ederim. Spor ise hak getire ! İştahlı sayılmasam da, öyle zamanlarım olmuştur ki, oturup bir kilo tatlıyı tek başıma  yemişimdir... 

Bunların, ya çok depresif olduğum ya da hormonlarımın değişim gösterdiği günlere tekabül etmesinin, basit bir tesadüften ibaret olduğundan çok emin değilim. Zira bakıyorum da depresif ya da  diğer dönemlerimde bile bunu yapmıyorum artık. Kendimi daha çok çikolataya vurup, "Aptal Kutusu"nun karşısında izlediğim aşk filmleri ile yatışıyorum. 

Çok değil şunun şurasında 5-6 yıl kadar önce gün içinde hayalini kura kura, en meşhur baklavacıdan evdekiler için 1,5 kilo, kendime de ayrıca 1 kilo tatlı aldığım çok olmuştur :)  (şu an mutfakta oturma köşesinde bu satırları yazarken yüzümü bir tebessüm kaplamış olacak ki; etrafımda bir şeylerle uğraşan anneme, ne yazdığımla ilgili kısacık bilgi veriyorum :) düzeltme yaparak, kendime 2 kilo!, onlara ise 1 kilo aldığımı, hatta o kutuyu yatak odamdaki komidinde tuttuğum, benim sürekli yediğim, kiloları ise onların aldığı hatırlatmasını yapıyor :))))  O türden paketlerle eve geldiğim zamanlarda sevgili kız kardeşlerimin şaşkınlıkla karışık, dalga geçmelerine çok maruz kalmışlığım da vardır. Bir de tabii sinir oluşlarına ! Tabir yerinde ise ağızlarına boş kaşık götürseler kilo alırlarmış:) ben nasıl olur da almazmışım! Bunları okuduklarında bana yine uyuz olacaklar biliyorum :) Hatta çamurlar atarak, yine yüzümün kaşık kadar kaldığını ve daha çok yemem gerektiğini tembihleyecekler. Ama yemezler :) yani yerim de, öyle bariz kiloma sirayet edecek şiddette ve hiddette olan türden bir yeme alışkanlığım yok. neyse... ne diyordum  aaa evet ! dediğim gibi onlar böyle benimle uğraşırken, ben onlar için haklı gerekçeler bulmaya çalışır: benim hiç doğum yapmadığımı hatırlatır, onların ise kilolarının karşılığı dünya güzeli yeğenlerimin olduğunu söylerim. 

Nasıl atalarımız varmış bilmem (benim olmadıkları kesin), bazı sözlerine iştirak edemeyeceğim : bir dirhem et bin ayıp örter mi bilmiyorum ama ben ayıplarımla çok mutluyum:) Gerçi acil olarak spora başlamam lazım, o da ayrı bir konu ama yavaş yavaş doğanın bahşettiği şansa fazla güvenmemem gerektiğinin farkındayım! Ah bir de şu üşengeçliğimden sıyrılabilsem !!! Kalın ve ağır bir manto gibi, tam da gelip  omuzlarımın ve sırtımın orta yerine çöreklenmiş durumda hain !

Bu sene İstanbul'a yağan ilk karın akşamı gelmiş olduğum ailemin evindeyim hala !.. Arada uğrayıp gerekli olan birkaç ufak-tefek eşyamı almamın dışında, evime uğradığım yok. Komik olan durum ise buraya "evim" diye yazarken bile aslında hiç de öyle hissetmeyişimle yine yüzleşiyorum şu an ! Ne olacak böyle bilmiyorum. Anneme kalsa bana ders verir bir haldeler. Yalnız yaşarsam, yalnızlığıma o kadar çabuk son verirmişim ! Babam ise annemin demesine göre "adam o dertle gidecek"miş!!!

Dün akşam erkek kardeşimin sözlüsü ile ailesi, nişan detaylarını konuşalım diye bizde yemektelerdi ! pardon ! bizde değil, annemlerdelerdi ! Herneyse... elbette tüm gün pişirdik, kızarttık, kaynattık, fırınladık, kabarttık, yıkadık, topladık, bir daha pişirdik şeklinde tekrarlı hallerdeydik. İşlerden benim payıma düşen kıymalı börek ile salataları yapmak olduğu halde, annemin yapacağı patatesli börek için kaynattığımız patatesleri, rende çok kötü yaptığı için çatalla bastıra bastıra ezmemi istedi annem. Ama ben patatesleri bu şekilde ezmek ilmediğim için, onları önce doğrama tahtası üzerinde, bıçak yardımı ile kesip, sonrasında büyük bir servis çatalı ya da benzeri ile ezeceğimi söyledim, gayet kendimden emin ve değiştirilmez bir karar almışlıkla. Annem "hayır şirvan öyle olmaz" ! ya nasıl olmaz, daha güzel olur. Biliyorum... o bunları söyleye dururken, ben çoktan istediğim şekildeki ortamı kurmuştum bile :) aman bir tavır, bir alınganlık. Mutfağın kendisine ait, özel bir alanmış gibi davranıyor ve bunu bariz hissettiriyordu yine. Daha anlaşılır anlatımla, bir miktar dominant bir karakter :)

Yanlışları ile  ağır bedeller ödeyip, yüklerimizle bunun altında ezildiğimizi fark edene kadar, hayatımız boyunca, aslında çoğunlukla annemin istediklerini yapmışız meğer !Bu sebeple zihnimin ve kalbimin derinlerinde sakladığım düşünceler ve duygularla, zaman zaman anneme karşı yaptığım çıkışlar ve isyanlarla dışa vurumlar yaşadım. Dün akşam ki patates mevzu da  buna iyi bir örnekti : dedim ki, anneciğim lütfen artık ne yapmamız gerektiğini söyleme,  biraz olsun özgür bırak. Öyle bir hale getirmişsin ki, hem ayağımızdan kısacık zincirle bağlamışsın, kendi etrafımızda bile dönemiyoruz, hem de uçup gitmemizi ve sana göre hep en doğrusunu yapmamızı istiyorsun.  Sen izin vermezsen nasıl yapacağız ! seni çok seviyorum ama lütfen izin ver bildiğim gibi doğrayayım şu patatesleri" ..... derin, uzun, upuzun bir sessizlik..... ondan derini bir iç çekiş ve doğrama tahtasına vuran bıçak ağzı sesleri.... 

Esasen annemi üzmek, hayatımda isteyeceğim en son şey sıralamasına bile giremez. Böyle bir listeye dahil bile edilemez! Annem mükemmel biridir. Fazla empatisinden ötürü, birey olarak çok fazla zarara uğratılmış bir masumdur bir de ! Hayatı boyunca adanmışlığından asla vazgeçmedi. Kendini unuturcasına, hep başkaları için güzel şeyler yaptı. 

Evet O'na bazı açılardan kırgın ve hatta kızgınım ama doğru bildiklerinin, zaman zaman yanlışlara neden olmasını da çok insani buluyorum ! 

Hayatım boyunca hata yaptıklarını fark ettiğim anda şaşırdığım ve zor kabul ettiğim 3 insan modelim vardır: Annem, babam ve öğretmenlerim !İtiraf etmek gerekir ise,  alışkanlıklarım  adına  yaptığım  hatalar sebebi ile en kızgın olduğum kişi ve yine en çok anladığım kişi de bizzat kendimim !

Yaptığım hatalar mı alışkanlıklarımı belirliyor, yoksa alışkanlıklarım mı hatalarımı belirliyor ?! Biraz bunlarla ilgileniyorum son dönem ...  Her ne sebeple olursa olsun, sonu gelmez sıcak savaşlarla cebelleşen, dört bir yanı düşmanla çevrilmiş, vatanını koruyan ordulara benzetiyorum kendimi. Tek kişilik ordu ! Hep yanlış yerde mevzilenir, hep kurşunlara gelirim ! 9 canlıyım desek yeridir ! Bu ululardan bir bahş'midir, ya da bahşiş midir bilinmez ama en çok da aşkta böyleyim?  Birine ilgi duymaya başladığım anda, o birinin başka birine, hatta muhtemelen başka birilerine ilgisini fark ederim. Bakın bu da çok insani! Ego ile alakalı oldukça ! İstenmediğini bildiğin kişiye kendini istetmek, az önce bahsettiğim cephe hali gibidir. Kazanmayı istersin, çok istersin hem de! Sanırsın ki, o seni istese mutlu olacaksın ! Ama öyle değildir ! Mesele kendimizle ilgilidir. Gün gelip de o kişi bizi istediğinde, artık istemiyoruzdur. Çünkü geçmiştir. Geçiiip, öylece gitmiştir bizden!  
Alışkanlıklarımızla öğrendiklerimiz devrededir ve bu da insanidir! Yoksa sorun insan olmakta mıdır !? 

Dün gece, misafirlerimizin geç gitmeleri sebebi ile uyku saatimi atladığımdan uyuyamadım. Sabaha kadar tek eşli olan kuğuların aşk ritüellerini izledim gülümseyen bir yüzle :) Kuğu olasım geldi :) Allah'ım o ne aşk !! O ne sadakat !!! Bir hayvanın yaşadığı aşk hali bile, bu gidişatla sanıyorum benim hiçbir zaman başıma gelemeyecek !

En güzeli artık kendime acımayı bırakıp, şu kör olası alışkanlıklarımı ya da alışkanlıklarla yaptığım hatalarımı terk etmeli  !:)

Bahar da kapıya dayanmış iken; ilk cemre ile aşkın da kalbime düşmesine izin vermeliyim artık :)))


Hiç yorum yok: