04/10/20

DER

 

Gönül der, sev beni.

Zira sevgidir bütün emeli.

Ten ikrarında, der sar beni.

Varlığı şefkatle beslenmeli

Ruh lal; niyaz eder, der gör beni.

Yola girip, yolu beraber yürümeli...



03/10/19

YAŞAM ÇİÇEĞİ




Yaşam çiçeği, yaşamda gördüğümüz her şeyi ifade ediyor.
Kutsal bir şekildir. Yaratılmış her bir zerrenin görünen en küçük halidir.
Büyük bir uyum ve orandadır.



not. Daha detaylı yazmaya çalışacağım.

24/08/19

BİREYSEL VE KOLEKTİF BİLİNÇ


Kitlesel ve kolektif biline hizmetle devletler kurulur, devletler yıkılır !
Olmaz denenler olur, olur denenler olmaz !

Ve birey olarak da gücümüzün farkında olsak; yani bilinç seviyemizi olması gereken düzeye getirsek ve orada tutabilsek; emin olun imkansızı olur eyleriz.

Aksi takdirde ve örneğin; bu bilince ermediğimiz günümüzde; yaşadığımız ve etrafımızda tüm bu olup bitenler bütününü yaşamaya devam eder, “bu düzen neden değişmez” der dururuz !!!
Toplum bilincine faydası dokunup, psikolojisine yarar sağlayacak tek bir söz işitmediğimiz; daha ziyade kötülük ve onu yaymaktan başka gayesi olmadığı aşikar olan zihniyeti de erk eyleriz başımıza.
Kötülüğünü de alıp gitsin, yok olsun isteriz amaaa...
Heyhat nafile !
Zira onu oraya makamlayan, kuvvetine kuvvet katan; bahsedişlerimizle, yerişlerimizle, kimi zaman küfürlerimizle bizzat bizlerizdir aslında !

Şimdi belki de vazgeçeceksiniz bu saçmalıkları okumayı.
Oysa size masal anlatmıyorum.
Bahsettiğim şey bir Fizik kuralıdır, bilimsel bir gerçekliktir !
İlk okuduğumda hiç önemsemesem de, doğruluğunu bilinç seviyemin az da olsa gelişmesi ile fark edip bu konuyla ilgilendikçe daha iyi anlıyorum artık. Ve ona göre yaşamayı hedefliyorum. Ancak bu da bireysel çaba ve disiplinle mümkün !

Bilinç seviyesi, dünyanın rezonansına (enerji ile oluşan dalga hızına) uyumlu olmalıdır. Aksi takdirde acılar, panik ataklar, gözyaşı ve keder uyumaz bir düşman gibi peşimizi bırakmaz.

Fiziki bir bedene sahip olan her varlıkta; sizde, bende, taşta, toprakta, nehirde, çiçekte, böcekte; masada, sandalyede, hepimizde olan enerji ve onun dalga boyu etrafımızda olan biten tüm olayları şekillendiren bir güçtür ve süreklidir.

Bu; cismen ortadan kaybedilsek, ölsek dahi yok olma-mamızın, sadece dönüşmemizin; bir çiçek olup açmamızın, su olup nehre karışmamızın; buhar olup havaya dolmamızın sebebidir.

Bedenimizde 5 trilyon hücre ve her bir hücrenin de 1,4 woltluk enerjisi varmış. Yani bir ampülü çalıştıracak güçteyiz ! Ve düşünce ile bunu arttırabiliriz de !

Enerjinin sürekli olarak akışta olduğunu söylemeye gerek yoktur ama bilin ki onun yarattığı dalgalarla daimi olarak iletişim halindeyiz.
Ve düşüncelerimiz vasıtası ile de bunu tanıdığımız herkesle yaşıyoruz.
Kimin hakkında ne düşünüyor ve hissediyorsak o kişiye mutlaka ulaşıyor, mutlaka !

Şayet doğru şekilde düşünür ve doğru titreşim seviyesinde kalabilirsek; üstesinden gelemeyeceğimiz olumsuzluk, başa çıkamayacağımız kötülük yoktur!

Sürekli küfürlü ve hakaret dolu paylaşımlar yaparak; okuduğumuz ve işittiğimiz haberlere lanetler okuyarak; emin olun sadece o durumların devamlılığına katkı sağlıyoruz. Ve kendi bilinçaltımıza bunları atıp biriktirerek farkında olmadan hayatımızı mahvediyoruz.

Aynı zaman da Karşıt Görüş ya da o her ne ve kim ise düzeltmemiz gereken; onu da güçlendirmiş oluyoruz !!!!

Sosyal platformların kullanım amaçları kitlesel bilinci yükseltmek iken; aslında doğru kullanmayışla amaca giden yolu tıkamış oluyoruz.
Çözüm ne olmalı diye soranlara, özetle açıklamam kolay olmamakla birlikte; Pandora’nın kutusunu açınca işin içine yakın ve uzak tarihi de katmak zorunda kalacağımı, bugünlerimize sebep olanlara, ata erkil toplum yapısı ile eski ve yeni ekonomi ve eğitim sisteminden dem vuracağımı belirtmek isterim. Tek bir sebep yerine elbette bütünsel bir gerçeklik söz konusu.

Ama yine de bu kaderimiz olmamalı !
Ne zaman facebook, instagram veya benzeri alanlara girip göz atmak istediğimde ümitsiz, kahreden, sürekli olarak olumsuz ve negatif cümleler kuranları okumaya maruz kalarak bireysel enerjime sekte vurmuş oluyorum.

Açıkçası katmak yerine benden götüren bu türden yerlerde sanırım fazla uzun kalamayacağım.

Yaralı olmaksa, herkes hayattan payını bir şekilde almış emin olun.
Pamuklara da sarılmış olsak, hayat bir yerden mutlaka yaralıyor, incitiyor.

Ancak kederle, gamla hüzünlenip; sesini isyankar cümle ve dizelerle duyurmayı hayatta kalmak ve yaşıyor saymamız kanımca acıdan beslenmek ve varlığının hatırını böyle saydırıyor olmaktan başka bir şey değil !

Belki de iyi şairlerin uzun yaşamaması, muhteşem yazarların sefaletle cebelleşmesi hep bu acı bedeni ile yaşama arzusundan.
Mutlu evliliğini şiirde tıkandığı için boşayan şair dahi tanıdım !!!

Çektiğimiz acıyı, sıkıntıyı seçende, onunla beslenmeyi alışkanlık haline getirmiş olan da yine biz kendimiziz.

Aynı acı ve üzüntü ile değişmez bir döngüye saplanıp kalmak; hiç yaşamamak demek ! Nefes almadan, her gün ölüm endişesi ile yüzünde bir tek sahici gülüş olmadan öylece durmak demek ! Yazık değil mi bize ?!

Farkına vardım ki hep aynı şeyleri yapıyoruz hep beraber. O nedenle de hayatlarımızda hiçbir şey değişmiyor !
Çünkü biz! aynıyız. Öncelikle bizim kendimizin değişmesi lazım ! Sonra o ütopya gibi görünen toplu kurtuluşumuz gerçekleşir !

Ben değişmeye karar verdim.
Ve bunun için çabalıyorum.
Dünyanın daha iyi bir yer olması için önce kendimden başlayacağım.
Doğru tepkiler verip, doğru kelimeler kullanarak.
Mümkün kılıp; ilgi alanlarımı, etki alanlarıma dönüştürerek.

Acılar, hüzünler hep olacak elbette.
İzole bir yaşam imkansız !
İnsan olan duygusuz ve duyarsız zaten yaşayamaz
Ama oturup kahretmeyeceğim, her gün ağlamayacağım !

Acılarla büyüdüm, koca bir kadın oldum derken; aynı acılar çocuk etti beni, küçüldüm, küçük bir kız oldum.
Sanıyorum hep bundandır, önce şefkat aramam.

Ama o küçük kıza ihtiyacı olan şefkati, kendime olan dürüst yolculuğumla, içsel duraklarımdaki sevgimle kendim sunacağım.

Dünya güzel bir yer olsun diye; kendimi seveceğim;
sonra sen de beni seveceksin;
ben de seni seveceğim.
Ben seni sevdim diye, sen gidip komşunu seveceksin,
bakkal amcaya gülümseyeceksin.

Sen beni sevdin diye ben gülümseyeceğim,
yoldan geçen çocuğun başını okşayacağım.
O çocuk büyüyecek,
gülümseyen iyi yürekli çocuklara öğretmen olacak.
O çocuklar sevgi dolu birer anne,
şefkat dolu birer baba olacaklar.
Velhasıl dünya güzel bir yer olacak…

Ben inanıyorum, sen de inan !

Sevgimle yazdım...






















İLTİFAT

ben hiçbir zaman iltifatı;
saçımı güzel diyende bulmadım
ne boyumu posumu beğenendeydi iltifat
ne de güzel kıyaflerime övgüler dizendeydi
İltifat; beni sevenin yüreğinde
bana sonsuz güvenle, inanandaydı hep
dostluğuma aidiyetle yanıt verendeydi iltifat
dostluğuma ömür boyu  gönüllü olandaydı
İltifat; boş sözlerle yüzlerde yalana inanmış gülümseme yaratmak değil
Az halimle beni kabul eden, gerçekliklerle yan yana olmaktır sadece

22/10/18

TEK BAŞINALIK

Seni hatırlatıyor;
bu sessiz akşamlar
güneşsiz sabahlar
yağan yağmurda tek başınalık

07/10/18

ELEŞTİRİ ÜZERİNE

Çoğunlukla herkes yaşadığınız olumsuzluklar hakkında fikir sürmeye pek meraklıdır.
“ah ne olacak böyle senin halin” “üzülüyorum senin için” “sende bir türlü kurtulamadın aynı hatayı yapmaktan” “ah ah, tüh tüh”

Kimse tutup da sizin, o her ne ise; kurtulmanız/çözmeniz adına; şöyle içi dolu, sevildiğinizi hissettiren, yapıcı güzel bir cümle kurmaz.

“seni anlıyorum. Zor olmalı mutlaka. Ama çözmek için bir yol olmalı ” 
“nasıl bir şey olduğunu tahmin ediyorum ve bunun için yapabileceğim bir şey varsa lütfen söyle”
“bununla ilgili bir fikrim var, nasıl kurtulabileceğine yardımı olabilir. Uygun olduğun bir zamanda bununla ilgili konuşmayı çok isterim” türünden cümleler kuramazlar.
Çünkü bu türden insanlar, sizin için çoktan karar vermişlerdir !

Empati yapmak, içinde bulunduğunuz şartları düşünmek, tartmak; size; sizin için faydalı olabilecek bir yol, bir çözüm üretmek hiç gelmez akıllarına. 
Dediğim gibi; onlar çoktan karar vermişlerdir ve sizin işe yaramaz, elinden iyi şeyler gelmez biri olarak nitelemişlerdir !

Milyon kere duydunuz biliyorum ama; en güzel eleştiri, yapıcı olandır !
Ve hatta bir adım ileri giderek; en güzel eleştiri; olumlu ya da olumsuzluk karşısında empati yaparak; o kişinin duygu ve düşünce haline bürünerek;
Olumlu hali ile; sevinip, sevincini çoğaltmak; neşesine ortak olmaktır
Olumsuz hali ile; dertlenip, derdini azaltacak çözümler aramak; fırsatlar yaratmaktır.
Zira ancak ve sadece karşısındakini seven böyle yapar !

Herkese yanlış yaptıklarında da; yalnız kaldıklarında da ellerinin uzanıp “yapıcı” sohbeti ile teselli bulacakları samimi, sıcak dost sarılmaları ve ihtiyacı olduğu her an seslerini duyabilecekleri, yanıtlanan telefonlarla hakiki dostlar dilerim.

Ben mi?! 
Ben de yıkıcı eleştiriden nasibini almış da bunları yazmış biriyim işte.

Dünya Asla İyi Bir Yer Olmayacak

Dünya hiçbir zaman iyi bir yer olmayacak.
Çünkü her yeni doğan, onu kendisi ile beraber tanımlıyor.
Ve ancak ve nadiren kimisi 50'sinden sonra anlıyor her şeyin gelip geçici olduğunu.
Ne zaman yavaşlamaya başlayınca, ne zaman saçlarına aklar düşünce, ne zaman artık hırsları ile sürekli bir savaş halinden yorulunca...
İdealizmin, prensiplerin, amaçların; bireyi o arzuladığı noktaya taşımasının ya da taşıyamamasının ardından geriye kalanla ortaya çıkan HAKİKAT'in aslolduğu zamanlarda anlıyor insan.

09/08/18

HOŞGELDİN


Oysa hiç tanımıyorum ki ben seni
Ne de sen beni
Hiç bilmiyorum ki nelerden geçip geldiğini
Kahkahalarca Sevincini
Yaşlarca kederini, hüznünü
O Bir türlü gerçekleşmese de
Her gün bir umut,
Ellerin duada düşünü
Bilmiyorum; hiç paylaşmadık ki geçmişimizi

Sevdiklerini, sevmediklerini
Öfkelendiklerini, bağışladıklarını;
Keşke ile Pişmanlıklarını
Gitme dedikleri yere gidişini
Yapma denileni yapışını
Vazgeçtiklerini
Kapın ardına dek açık 
Kabul ettiklerini
Birileri mutlu olsun diye 
Tercih ettiklerini
Yürek hayır dese de
Bile bile lades dediklerini

Ortalama imkanlarla sürerken ömrümüzü
Kimbilir belki ayrıldın el mecbur sevdiceğinden
Belki de kaçtın vefasız birinden
Kimbilir belki de evlatların oldu,
Biri kız, biri erkek
Belki de olmadı; sahip çıktın içindeki çocuksu kimseye
Yaşamın sırrına erelim diye
İz bırakalım dünyaya, olsun bizden hediye 

Saygım var yapamadıklarına da
En az yaptıkların kadar.
Oldukların kadar, olamadıklarına da
En çok da olmak istemediklerine !
Gönül nezdimde;
İster ol Bağdat'a Vali
İster ol Biçare'nin biri
İsterse yolun olsun tali
Daimdir yüreğimdeki yerin
Ailemin bir ferdi;
Dost meclisinden biri misali 
Varsın bilmesin ahali
Kurtlar sofrasındaki veli ali
Biliyorum bu ikimizin de ahvali

Hilebaz dostluklardan, yaraya gülen vefasızdan
Yarı yolda bırakandan...
Ortak sandığım paydadan !
Anlamak değildi sorunum; çok sevmek gibi
Her şey anlaşılamamaktan; hiç sevilmemiş gibi !

Saçlarımda tutamlarca ak
Sen de gözümde, gönlümde 
Öylece tertemiz pak

Arkadaş, dost, kardeş...
Olasın bana gönüldeş
Hayat bu; hiç belli olmaz
Belki kalmıştır üç günümüz belki de beş

Ben ki sokak sokak, meydan meydan
Aradım seni Kalubela'dan
Doğru söz, kemsiz göz
Kendi oluyor senle içimdeki öz

Vuslat'ın ta kendi, masaldaki Mutlu Son bu.
Kaf Dağı'nın ardı; menzildeki vaha bu

Şimdi sevdalı bir hal serimde
Kimler gelse de dolmaz yerin, etse de secde
Bin şükür, bin selam yüreğimden yüreğine
Ve Başımın tacı bilmek seni her şeyinle...

Gülen iki gözüm;
Söylenmemiş tatlı sözümsün
Çocukluğum, gençliğim; 
En güzel, en bilmez halimsin
İyi ki geldin
Hoş geldin
Başım gözüm üstünesin












13/05/18

Anne

Öyle ihtiyacım var ki anne
İçimi dökmeye, seninle dertleşmeye
Kimseler anlamazken, anlamana
Alıp yüreğine sarmana
Kötülerden korumana

Koyup başımı dizlerine; unutmaya
Kapayıp gözlerimi; insafsız dünyaya
Öyle ihtiyacım var ki yanında uyumaya
Sokulup, sıcaklığını duymaya
Güvencende mavi düşler kurmaya

Geçecek deyip silmene yaşlarımı, 
Umut ekip görmeye yarınlarımı
Varlığınla derin yaralarımı
Anne; öyle ihtiyacım var ki
Unutturmana acılarımı...

Ellerinle saçlarıma; şefkatinle ruhuma
Dualarınla yaşantıma
Bütün varlığımla sana
Sana öyle ihtiyacım var ki
Bul beni anne; al yanına...












06/05/18

"ÖLÜMLE YAŞAM ARASINDA"


Mutlaka izlenilmesi gerekilen etkileyici bir film !
Türkçeye ismi “Ölümle Yaşam Arasında” diye geçmiş;
izlediğimde beni altüst etmiş, müthiş bir yapım !
Denilmek istenenin, akıllı bir senaryo ile incelikli bir şekilde anlatıldığı özgün bir eser!



İdam karşıtı bir aktivistin, idam kararını iptal ettirmek ve bu sayede de ilgili kanunu iptal ettirmek için verdiği insanüstü mücadeleyi ve bu uğurda kendi yaşamını nasıl ve ne şekilde riske ettiği ile; önyargılarımız ve gösterilenin/iddia edilenin arkasında yatabilecek başkaca bir "GERÇEK"in de olabileceğini ispatlayan; seyirciye inanılmaz bir öğreti ile yaklaşan şahane bir film.



Ne zaman bir bebeğe, savunmasız bir çocuğa, bir kadına tecavüz edilse ve ne zaman biçare kadınlar eşleri ve en yakınları tarafından ziyan edilseler, öldürülseler; itiraf edeyim ben de o öfke ve üzüntü ile idam gelsin derken buluyorum kendimi. Suçlunun öldürülmesi ile suçun ortadan kalkmadığını bilsem de !!!


Ancak henüz 2 sene kadar önce tekrar konuşulan ve yeniden gündeme getirilmeye çalışılan idam kanununun, bu türden suçlar için uygulanmayacağı kesin! Önce bunu bir bilmek lazım.


Hem Türkiye'de bir kadına ya da çocuğa tecavüz edip öldürdü diye (hapisteki gayri-resmi infazlar dışında) idam edilen duydunuz mu hiç ?!
Çünkü ! Çünkü'sü hepimizin malumu bir beynelminel !!! Çünkü; siyasetçiler ardan, namustan ziyade; kendi koltuklarını ve topluma, taraflarına inandırdıkları, empoze ettikleri; adeta bir filmden daha film olan senaryolaştırılmış rollerinin itibarsızlaştırılıp; koltuklarının ve getirisi olan o zahmetsiz nemanın derdindeler sadece !
Sağ veya o pek eski sol saydığınız tüm taraflar için de durum tastamam böyle !

Amacı yalnızca düşünce insanlarının ortadan kaldırılmasına elverişli ortamı ve fırsatı sağlamak olan idama net bir ifade ile : KARŞIYIM BEN !

Hem idam edilen her bir birey, TOPLUM KAHRAMANI olarak yeniden doğmadı mı ?!
İsimleri çocuklara, parklara verilmedi mi ?
Düşünceleri ant sayılıp, ezberlenmedi mi ?
Yanlışlık yapmışız itibarını geri veriyoruz denmedi mi kimisi için ?

Demek ki yapılmasını istemediğiniz şeyleri yaptıklarını iddia ettiğiniz insanları öldürmekle, sizce suç olan bir davayı bitirip, sonlandıramıyorsunuz !

Kendi suçlunuzu yarattığınız koşulları düzeltmek yerine;
yeni yeni hesaplar, yeni yeni davalar yaratıyorsunuz !
Ve topluma da nur topu gibi büyük bir travma yaşatıyorsunuz ! ki bu umurunuzda değil !

Aklımda Platon'un sözleri geçiyor... Buruk da olsa gülümsüyorum yine de...
"Demokrasinin temel ilkesi halkın egemenliğidir. Ama ülke yönetiminde doğru tercihlerin yapılabilmesi için de halkın çoğunluğunun iyi eğitim görmüş kişilerden oluşması gerekir. Eğer böyle değilse demokrasi otokrasiye dönüşür. Güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin devleti başarı ile yönetebileceği sanılır. "

Değiştirilemez anayasa kanunlarını değiştirmeye çalıştıkları bahanesi ile düşünen genç insanları asan sistem; günümüz iktidarı eli ile o değiştirilemez maddeleri patır patır değiştirdi, değiştiriyor. Emin olun madde falan umurumda değil !
Zira bana göre esas olan insanın yaşam hakkıdır ve bu uğurdu bir savunucu olmaktır !

Sadece insana hizmet için sürekliliği korunmaya çalışılan devlet adına konan maddelerin değişmesi meğer ne de kolay değişebiliyormuş ve meğer hiç de sorun olmuyormuş; ona üzülüyorum ! O zaman niye öldürdünüz diye düşünmeden edemiyor insan ?!!!!
Kuran'la ilgili okumalarımdan yaptığım çıkarımla diyebilirim ki; Müslümanım diyenin Laik; Laikim diyenin de Müslüman olamayacağı yerde; şeriat kanunları geçerli olurken; siz; dini varsaydığınız nitelikleri ile " bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmektir" şiarı ile yaşadığınızı iddia ediyorsanız ya hani; işte o zaman İDAM GÜNAHTIR DA BEYLER !
Özetle hangi fikrinizden tutsam, tehlikelisiniz bana göre !!!

Varsa o Allah, Tanrı ya da büyük Enerji; ona her ne diyorsanız; dilerim Ağır milliyetçilik hastalığına tutulmuş;
sağdan soldan her kimse;
öğrendiklerini dayatmacı,
"öteki"ni kabul etmeyen;
sistemin öğretilerini papağan gibi sürekli tekrarlayan
pek yüksek yüksek eğitim almış olan cahiller ile;
....
bunların başka bir türü olan ve bir sabah uyandıklarında onlara göre Arap alfabesine, fese, şalvara ve sair şeylere getirilen yasağın/değişikliğin; geleneklerinin birer parçasına yapılmış büyük bir hakaret olmasından öte, dinlerine yapılmış büyük bir saldırı sayan
kökten Dincilerin,
Gericilerin şerrinden,
fitnesinden korusun tüm halklarımızı !!!!

Bu her iki zümrenin kafası ve bunların kini ile olur da bir gün yine konu olursa; geri getirilmeye çalışılırsa;
biline ki buna asla izin vermeyeceğiz ve sonuna kadar
İDAM KARARINA HAYIR DİYECEĞİZ !!!
BİN KERE, MİLYON KERE HAYIR DİYECEĞİZ !!!

05/05/18

Turnalar


Ne yazık olmuş meğer bize
Sustukça, suspus olmuş dilimiz gitgide
Olmadık bir şey diyebiliriz diye
Sessizlik ezber olmuş dilimize

Şimdi söyle deseler, bilmem ki başlamalı nereden
Halim kalmadı, takatim yok bu ağır yükten
Dipçikle, hapisle, ölümle diretilenden
Çekip gidesim var yurdum bildiğim bu yerden

Menzili özgürlük saya saya, ne çok yürümüşüm
Düşene borcu biriktirip düşler büyütmüşüm
Beklemesin o yar, hesap peşine düşmüşüm
Yeter artık dedikçe daha çok ölmüşüm

Belli ki göremem ben o güzel günleri
Heyhat ! Elbet güldürecek peşimizden geleni
Turnalar selamlayın yerime direnenleri
Özgürlük Aşk'tır; kavuşturun sevenleri

03/05/18

Haiku


Sevincim kilitli bir güldür
Çünkü özlenen; ne bugün ne de dündür
Gün güzel düşünmek, güzellikler günüdür
Çünkü iyi haber beklemekle, ümit etmektir ömür









19/11/17

VOLUME III - ) KADINA YÖNELİK ŞİDDETTE "GÜÇ FAKTÖRÜ"

Sevgisizlik; yüreğinde şefkat barındırmayanda çoğunlukla şiddete dönüşür !
Nefret; kalpsizde her zaman şiddete dönüşür !
Özgüvensizlik; karaktersiz bünyede şiddete dönüşür !
Ulaşılamayan güzellik; zalim kişilikte şiddete dönüşür !
Yetersizlik duygusu; kendi ile barışık olmayanda genelde şiddete dönüşür !
Bastırılmış cinsellik; cinselliği merkezi yapmış sapkınlarda mutlaka şiddete dönüşür !
Kaybetme korkusu; kazanmakla beslenen, hoyrat bireyde çoğunlukla şiddete dönüşür !
Kıskançlık; kendi ışığına güvenmeyen, güven problemi olanda şiddete dönüşür !
Töresel kör bağlılık; cahil cüheylada çoğunlukla şiddete dönüşür !
Cahillik; vicdanını yitirmişlerde her zaman şiddete dönüşür !
Vicdansızlık; ahlaksızda her zaman şiddete dönüşür !
Ahlaksızlık; tehlikeli ve sınır tanımayanda büyük oranda şiddete dönüşür !
Hadsizlik; her şeyi kendi hakkı zanneden, gaddar ve acımasızda DAİMA şiddete dönüşür !

Şiddet'i doğuran en büyük nedenlerden biridir GÜÇ.
Kas Gücü, Sosyal (sınıfsal) Güç, Hiyerarşik Güç, Paranın Gücü, Erkek Olmanın Getirdiği Toplumsal Ayrıcalıklı Güç bunların başında gelenlerdir !!!

Ve gücü harekete geçiren ise düşüncelerimizin kaynağındaki duygulardır !
Zira ruhu olanın, düşünceleri; düşünceleri olanın da duyguları vardır.
Bu arada kalp mi ne işe yarar ?
Kalbin belirleyiciliği; bunların tene sirayetinden doğanlara (heyecana, nefrete, sevince, mutluluğa, üzüntüye, acıya ve saire) "Ev Sahipliği" yapmasında yatar !

İnsan; basite alınmayacak kadar mükemmel bir düzenekte yaratılmış bir türken; Ruh (enerji); varlığın sonsuzluğunu temsil eder ! Ve duygular da; yaşanılanlarla ya da
yaşanılamayanlarla; düşünceleri şekillendirerek kendilerine bir yol bulurlar.
Yol bulmakla kalmaz; yaşanılan BÜTÜN BİR HAYATA ŞEKİL VERİRLER !
Böylece ya mutsuz ya da mutlu bireyler türemiş olur !
Oldurulanlar ya da gücün yetemediklerine ise yafta; genelde "Kader" olmakla beraber; bazen de "Şansızlık" denir !!! Oysa ki heyhat ! insan; kendi tarihini ( kaderini/şansını ) kendi yazmakta, kendi yaratmakta !

Güç'e başvuran biri kesinlikle mutsuz bir bireydir.
Mutsuzluğa çareler aramak yerine, mazeretler aramak daha kolaydır. Öyle ya; onu suçlasın, bunu suçlasın; nasıl olsa kendi mükemmeldir ! Ve tüm bu öfke ve nefret ile büyütülen olumsuz düşünceler; başkasının felaketine dönüşür. Hele bir de fiziki üstünlüğü ve karşı tarafın zayıflığı söz konusu ise; onu alt etme duygusu, bireyi sarar sarmalar; bilinçaltına adeta kazınır. Ve istese de istemese de; onu ve davranışlarını idare etmeye başlar !

Kadına yönelik şiddette; aramızdaki çoğu kadının erkeklerle yarışır düzeyde olduklarını da eklemek isterim. Zira şiddetten kastolunanın fiziksel güç dışındada türevleri olduğuna inanıyorum.
Dolayısı ile Kadına Yönelik Şiddet; sadece erkekler üzerinden yürüyen bir zulüm değil, TOPLUMSAL BİR SORUNDUR !!!

Kadın; hem potansiyel katil ve canavar ruhlu erkekleri yetiştirenlerin çoğu zaman ta kendileri olmakla; hem de  kıskançlık ve yetersizlik duygusu taşıyıp; hayatla ve kendi ile sorunları olmakla ve bu sorunların sebebini başka kadınlara atmakla Kadına Yönelik Şiddet'te güçlü bir baş aktör olabiliyorlar kimi zaman !

Osho'nun bir sözü vardır : "komşunun çimenleri her zaman daha yeşildir" der. Doğrudur !

Kadınlar arasındaki kıyasıya rekabet, kendi ile barışık olmayan ve kendini sevmeyen her kadında; bir diğeri için; içinde büyüttüğü kıskançlık vesilesi ile binbir hileli yola başvurmakla ve  kendisi için risk olarak gördüğü hemcinslerini rakibi olarak mimlemekle ve ona göre tavır takınmakla da ortaya çıkar!

Demem o ki; öyle ya da böyle kadına yönelik şiddet, hemcinslerinden de gelebilir.
Bir kadın tarafından taktiksel ve planlayarak zarara uğramış kadınlar bilir ki; Kadına Yönelik Şiddet'te cinsiyet aranmaz; evet !  Ancak taktik ve planın; göz morartmak, kafa kol kırmak, özgürlüğünden mahrum etmek, tecavüz etmek, bıçaklayıp öldürmek türünden sonuçlar doğurmaması noktasında erkeklerden aldığımız zararlar kadar canımızı yakmadığı da aşikardır !!!

Kadına yönelik şiddette Erkek cinsi; özellikle bizimki gibi bir toplumda kadına yönelik şiddete başvurmada geçerli olacak bir neden bulmakta neredeyse hiç zorlanmaz.
Çünkü onun kötü hissetmesine sebep olan çoğunlukla bir kadındır !
Bu her şeye sebep olan kadın karşısında mağdurdur ve kadına gününü göstermelidir !
Çünkü...
Kadın; onu sevmemiştir, istememiştir veya ondan daha iyi kazanıyordur, daha kariyerlidir.
Kadın; çok çekicidir ve onunla ilgilenmez !
Kadınla evlenmiştir ama kapılar ardında tutup, elinden kaçıp gitmesini engelliyordur. Sanır ki, tüm dünya kendi karısının peşinde ! Küçük düşünür, basit düşünür...
Kadın; güvenip arkadaşım demiştir; o ise bastırılmış cinselliği ile öyle bir kadının sadece arkadaşlığını sunması ile aşağılandığını düşünmüştür !
Kadın; mini etek giymiştir; buna rağmen onu istememiştir !
Kadın; eteğini ve saçını savurmuştur; bunu davet saymıştır;... pekiyi nasıl olur da onu istememiştir !
Kadın; gülümsemiştir, dostça/insanca yaklaşmıştır; o ise bunu kendine yontmuştur!
Kadın; saat 12'de sokağa çıkmıştır; bunu (tecavüzü, ölümü) hakkediyordur !
Kadın; başka erkeği tercih etmiştir; bunu (tecavüzü, ölümü ) hakkediyordur !
Kadın; husumetli olduğunun karısıdır, kızıdır; bunu (tecavüzü, ölümü ) hakkediyordur !
Kadın; karısından güzeldir; kadın iş yerinde ondan daha güzel projelere imza atıyordur;
Kadın; daha çok kazanıyordur
Kadının arabası vardır, onun yoktur (bunu bizzat kendi kulağımla duyduğum için örnekledim !!! )
Kadın dönüp ona bakmamıştır, kendini ne sanıyordur!
Kadın yanında çalışanıdır, maaşını ödüyordur; aynı zamanda her şeyiyle malı olduğunu düşünür !
Kadın; sadece kadındır ve bu yüzden bile suçludur !
Kadın; bir sürü güzel şeydir; o ise değildir !
Saysak erkek nedenlerinin sonunu getiremeyiz ne yazık ki!

Kas gücünün farkında olan; hele hele bunu daha önce deneyimlemiş sorunlu bir erkek için; gücünü ortaya koymak afrodizyak etkisi yaratır. Bu onda; Serotonini ve Endorfini destekleyerek; geçici de olsa mutlu olma duygusunu hakim kılar.
O nedenle gücüne güç katmak için daima bulunduğu yeri korumak içgüdüsü ile bunu alışkanlığı yapar !.
Çünkü karşısında yenilmiş, yerlere düşmüş ve zavallı görünen birini görmek; ruhunun ezilmiş benliğini yüceltip; ona üstünlük hissi tattırmıştır !
Çünkü ona bu öğretilmiştir; O KADINLARDAN ÜSTÜNDÜR !!!

Bunun böyle olduğunu gösteren binlerce örnek var :
Kadını öldürene sorulduğunda "pişman değilim" diyeninden tutunda; kameralara sırıtanı; hala tehditler savuranına kadar mevcuttur !!!
Bir diğer yaygın bir örnekle : Eşini, sevgilisini ya da kızını ve hatta annesini bir kere döven bir erkek; daima döver. Bir kere kalkan o elin, asla inmemesi de bu alışkanlık ve bu üstünlük öğretisindendir !

İnsan olmaktan çıkmış, böylesi bir erkek; hayatı boyunca herkese ve her şeye karşı yenilip; yenilgiyi kabul etmeyişi ve kapıldığı öfke sebebi ile içindeki hayvanı büyüttüğünün belki de farkında olmadan zamanlar geçirir. Ve bu "sözde" kazanmışlığını; kendisine denk güçte olan bir erkeğe değil, bir kadına karşı olduğunun bilincinde olmadan yine de şahane hissederek kutlar !

Tam bu esnada o erkeğe sormak isterdim :
"Hayatında hiç senden daha güçlü,
daha kuvvetli biri tarafından işkence seviyesinde darp edildin mi?
Yahut öldürülmek istendin mi ?
O an her şeyin bittiğini, oracıkta öldürüleceğini düşünüp kendine acıdığın,
korktuğun oldu mu hiç ?
Pekiyi sen, peşindeki düşmanın (eşinin, abinin, kardeşinin, babanın, sevgilinin ya da hiç tanımadığın birinin) seni öldürmeye yemin ettiğini bilerek, sokağa çıkamayıp, çıktığında da ürkek adımlarla acele ederek evine koştun mu hiç?"

Şimdilerde hakkı yenmiş erkekleri korumak ve haklarını savunmak amaçlı olduğu iddia edilen Maskulizm grupları türedi !!! Ne kadar zevzekçe bir şey bu ! Aklımızla; bizle alay etmenin ötesinde ukalaca ve Kadına Yönelik Şiddet'i desteklercesine söylemleri ile çok tehlikeli gruplar bunlar !!!

Evet, yasalar karşısında, boşandığı eşinden kaynaklı mağdur duruma düşen erkekler var. Bu doğru ! ve bu şekilde mağduriyet yaşayan erkek dostlarım da var. Ancak, bu kanuni, hukuksal bir mesele ! Bunun böyle olması, erkek cinsinin başlı başına mağduriyetine denk düşmez !

Ancak kadın haklarını arayan Feminizm Olgusu gibi dayak yiyen,
işkencelere maruz bırakılan,
tacize tecavüze uğrayan,
kapalı kapılar arkasında yaşamaya mahkum edilerek erkeğin kölesi haline getirilen,
giydiği kıyafetini topluma göre ve ortama göre seçmek zorunda olan
ve hatta bunun için baskı ve yasaklarla savaşan;
bekaret kontrolüne götürülen;
bakire değilse öldürülen,
töre cinayetleri ile katledilen;
gece bilmem saat kaçta dışarı çıkmaya korkan;
bir şekilde karanlığa kalıp evine dönerken sürekli arkasına bakan,
yaklaşan erkeklerden dolayı kaldırım değiştiren;
dışardaki olası tehlikeler sebebi ile yakınları tarafından evine kadar bırakılan ya da bindiği otobüs/minibüs her ne ise, yaklaştığı zamanda durakta eşi, babası ya da abisi, kardeşi tarafından beklenilen;
bindiği taksinin plakasını yakınına bildiren;
aynı işte çalışıp, kadından daha az ücret alan kaç erkek var allah aşkına !???

Maskulizm'in peşine takılan zihniyet, kanımca ahmaktır!
İşte tüm bu tecavüzcüler, tüm bu tacizciler ve tüm bu dayakçı, katil ruhlular; bu gereksiz grupları kuranlar ve onlara destek veren erkeklerden oluşmaktadır !!!
Onlar aynı zamanda, sokakta yere tüküren, trafikte kadını sıkıştıran, kediye köpeğe tekme atan; toplumda bağıra bağıra konuşan; topluma ters ve tehdit, nobran ve nadan kişiliklerdir ! Çok ama çok tehlikelilerdir !!!

Oysa ki Feminizm, kadına kadın olmadan önce insan olması kaynaklı değer yüklenmesi için adalet arayan; başta fiziksel, sonrasında ise uğradığı diğer haksızlıklara işaret ederek; toplumda ikinci sınıf birey olmaktan; yitip gitmekten; değersiz ve önemsiz görülmekten kurtulmaya ve bunun savaşını YALNIZCA SORUNLU ERKEĞE KARŞI VE ERK ZİHNİYETE KARŞI vermeye çalışmaktan başka bir şey değildir !!

Şiddet ne taraftan gelirse gelsin; bir insanın vücutsal ve ruhsal bütünlüğü tehdit ediliyorsa; orada büyük bir suç işleniyordur ve yasalar en büyük cezayı verecek şekilde yeniden düzenlenmelidir !

Ne giyilen mini eteğin, ne küçük yaştaki kızın "iddia olunan" rızası, ne de kadının meslek olarak Fahişelik yapması veyahut bireyin bir Transeksüel olması; bu cezadan kurtulmasına ASLA AMA ASLA mazeret olup, neden sayılmamalıdır !!!! Önce İnsan ve Yaşam Hakkı !!!

Ah vah edip; "batsın bu dünya", "yansın bu dünya" diyeceğimize; yasalar caydırıcı ve mazlumun, mağdurun tarafında duracak şekilde yeniden düzenlenmeli ve erkek çocuklarına, kızlardan tek farklarının fiziksel olduğunu; bu farklılığın da silah değil; sevgi için var olduğu öğretilmelidir !

ÇÜNKÜ BİZİ ANCAK VE ANCAK; VE SADECE BİRBİRİMİZİ SEVMEK KURTARACAK !!!